Hasan Hastürer 29.07.2010
Bir yanda yurdum, bir yanda insanım...Ve krizin uzun kolları


Toplumsal uzlaşı ve tüm kesimleri her bakımdan kucaklayan çare üretilmezse mutsuzluk ve umutsuzluk hem Kuzey Kıbrıs’ta hem de Kıbrıslı Türklerin yaşadığı her yerde artarak hissedilecek.
Londra’da bunu çıplak gözle görüyorum.
Kuzey Kıbrıs’taki huzursuzluk, belirsizlik çok derin yaralar açıyor.
Yurt dışındaki insanlarımızın Kıbrıs sevgisinin önüne de duvar örüyor.
KTHY’nin başına örülen çorapla Londra’daki insanlarımızın neler hissettiği, neler yaşadığı onlarca yazıya malzeme olur.
Bana sorarsanız düşman olanlar bile Kıbrıs Türküne bu kadar zarar veremezdi... Krizin kolları nerelere kadar gidiyor, bizi yönetenler farkında değil...


Sevgili Neşe Yaşın, o ünlü şiirinde Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünün acısını ne kadar güzel anlatıyor.
Bölünmüş Kıbrıs’ın hangi yarısını seveyim diyerek aslında ada bölünse de sevgisinin bölünememesini akıttı mısralara.

*              *             *

Önceki akşam Genç TV’nin Londra’daki stüdyosunda Hasan Raif ve İlker Kılıç’la Buluşma Noktası programında buluştuk.
Teknolojinin engeli olmasa uzun uzun konuşacaktık.
Teknoloji, bir saatin sonunda “Bu kadar yeter” deyince biz de kalıdığımız yerden bir başka gün devam ederiz deyip programı noktaladık.

*                 *                  *

Her zaman olduğu gibi önceki akşam program girişinde duygularımı özetledim.
Fon müziği olarak da Zülfi Livaneli’nin Umudu Kesme Yurdundan şarkısı vardı.
O konuşmalarımı hazırlıksız yaparım.
İçimden gelenleri söylerim.
Yüreğimi sesidir duyulan aslında.
... “Bir yanda yurdum, bir yanda yurdumdan uzaklara savrulmuş insanlarım”, dedim.
Kıbrıs çok seviyorum.
Ancak insanımda yoksun Kıbrıs bana çok şey anlatmıyor.
Kıbrıs’ın taşını toprağını severken, canımdan can kabul ettiğim kardeşlerimi, ailemi, çocukluk arkadaşlarımı uzakta diye sevmeyim mi?
Gözden ırak diye gönlümüzdende mi ırak olsunlar?
Ve fark ettim Londra sevgimin merkezinde Londra’nın kendisi yok... Londra sevgimim merkezinde Kıbrıslı insanlarımız var...

*               *               *

Londra’ya uçarken yanımda Girne’den bir genç oturuyordu.
Doğal olarak konuştuk yol boyunca.
İlk kez gidiyordu Londra’ya.
Türkiye gitmişti daha önce ama uzun sayılacak ilk uçuşuydu.
Şöyle bir iletişim akışı oldu aramızda.
- Londra’ya gezmeye mi gidiyorsun?
- Hayır Hasan abi, çalışmaya.
- Kıbrıs’ta iş bulamadın mı?
- Üniversite mezunuyum. Masterimi de yaptım. İnan bana çok para da istemiyordum çalışmak için ama iş yok.
- Londra’da nerede kalıp ne iş yapacaksın?
- Bir arkadaşımın yanında kalacağım. Garsonluk dahil hangi iş olursa çalışacağım.
- Ne zaman geri döneceksin?
- İşte bunu da bilmem.
- Neden?
- Kıbrıs’ta umudum kalmadı. Zülfi Livaneli, Umudu kesme yurdundan, dese de ben umudumu kestim Hasan Abi.

*                  *               *

O genç arkadaşımın sözleri nedeniyle Umudu Kesme Yurdundan şarkısını istedim programın başında.
Bizi yönetenler dünyayı dikilitaş ve çevresi sanıyor.
Sözde yeniden yapılanma adına yapılmak istenenler insanımıza kendi yurdumuzda iş olanağı sunmaktan çok uzak.
Zamanında yasal düzenlemeler için GÖÇ YASASI denildiği zaman yetkililer öfkelenmişti.

Bırakan kamuda maaş düzenleme yasasını, ülkeden yapılmak istenen ekonomik akıldan yoksundur ve kaş yapmaya çalışırlarken göz çıkaracaklarından hiç kuşkum yok.
Yine Londra’da gördüğüm bir başka Kıbrıslı’nın söyledikleri ne kadar kolay tehlikenin görüldüğüne yeter de artar bile.
Bakın ne dedi Mağusalı Kemal isimli genç:

“Ben ille de devlette çalışmak istemedim. Ancak insanın bir yaşam standardı var. Ona göre para kazanması gerek. Hükümet devlet kadrolarının dolduğunu söylüyor. Doğru olduğuna da inanırım. İşte KTHY örneği insanlar işşiz. Peki işinden olan ya da devlette işe giremeyenler için özel sektörde dopru dürüst iş imkanı mı var? Hayır yok. Özel sektör Hataylı ucuz iş gücünü daha da ucuza nasıl alacağının hesabında, bizi düşünen mi var? Hükümetin yeniden yapılma programında bunun cevabı var mı? Yoktur. Çözüm olmazsa Kıbrıs Türkü tarihinin en büyük göçünü yaşayacak.”
Bu satırların yazarı olarak yeni göçlerin ayak seslerini duyuyorum.
Ancak ne acıdır ki Londra ve öteki göç adresleri de eski albenili durumlarını çoktan kaybetti.
Kimse Londra’da parayı yerden toplamıyor.
Çok ciddi bir açmaz var.
... Ve bu açmaz sürecinde en büyük talihsizlik kriz yönetip ve gerçek anlamda açılıma yol gösterecek siyasi erkin KKTC’de olmayışı.

*                  *                    *

KKTC’de hükümetin iki alternatifi vardı. Bir... Gelirleri giderleri karşılayacak düzeye getirmek. İki.... Giderleri kısmak.
Gelirleri artırmak yetenek ister.
Gelirleri kısmak, hele kamu çalışanlarınının maaşlarıyla oynamak tepkilere göz kulak kapayanlar için kolay.
Ancak gelirleri kısmak, çarşının boğazını sıkmaktır. Tasarruf yapayım derken esnafın sifathasız dükkan kapamasına doğru yol alındığından haberleri yok.

*                 *                  *

Ekonomik krizlerin boyut sıçramasında en önemli nedenlerden biri psikolojik etkidir. Satın alma gücüyle oynanan çalışanlar yarın daha az harcayacak, belirli ödemeler ertelenecek... Sonuçta piyasa normalden çok daha fazla etkilenecek.
Kuruşun hesabını yapma durumuna gelenler biraz da iş dünyasına tepkiyle Güney’e yönelecek.
Kapılarda alınan tedbirler artırılmaya çalışılırsa başka gerginliklere davetiye çıkarılacak.

.... Kısaca gidişat hiç iyi değil. Böyle giderse bugünleri çok arayacağız.
Bu köşede özellikle iş dünyasını taraf olmama konusunda kelimeleri dikkatle seçerek uyardım. Hükümete yaranarak kendilerini kurtaracağını sananlar ya da bir takım beklentileri nedeniyle “şirin görünmeyi” tercih edenler şimdi kutuplaşmanın bedelini ödemeyle karşı karşıya.
Bunlar sağlıklı gelişmeler değil.

Hiç ama hiç gecikmeden çare üretilmeli.
Toplumsal uzlaşı ve tüm kesimleri her bakımdan kucaklayan çare üretilmezse mutsuzluk ve umutsuzluk hem Kuzey Kıbrıs’ta hem de Kıbrıslı Türklerin yaşadığı her yerde artarak hissedilecek.
Londra’da bunu çıplak gözle görüyorum.

Kuzey Kıbrıs’taki huzursuzluk, belirsizlik çok derin yaralar açıyor.
Yurt dışındaki insanlarımızın Kıbrıs sevgisinin önüne de duvar örüyor.
KTHY’nin başına örülen çorapla Londra’daki insanlarımızın neler hissettiği, neler yaşadığı onlarca yazıya malzeme olur.

Bana sorarsanız düşman olanlar bile Kıbrıs Türküne bu kadar zarar veremezdi... Krizin kolları nerelere kadar gidiyor, bizi yönetenler farkında değil...

Günün sözü:

Geciken çare, çare değildir
Abdest alan donuna, namaz kılan canına / 09.09.2010 / Hasan Hastürer
Çakıcı’yı yargısız infaz etmem... / 08.09.2010 / Hasan Hastürer
Siyasetten yoksun siyaseti, izlemek... / 07.09.2010 / Hasan Hastürer
Ayinesi iştir Suat Hoca’nın... / 06.09.2010 / Hasan Hastürer
Lurucina’dan Akıncılar’a hüzünlü yolculuk sürerken.... / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem gurur duydum, hem de üzüldüm / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Yaşama sahip çıkmak nedir? / 03.09.2010 / Hasan Hastürer
Küçük ama anlamlı adımlar (*) / 02.09.2010 / Hasan Hastürer
On iki ay ve her yerde turizm... / 01.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem sağlık ve hem cep için tehdit... / 31.08.2010 / Hasan Hastürer
Tavuk etinin de tadı tuzu kalmadı... / 30.08.2010 / Hasan Hastürer
Altmış dokuz yaşında deli dolu bir yürek... / 29.08.2010 / Hasan Hastürer
“Bu mahcubiyet bitmeli..” / 27.08.2010 / Hasan Hastürer
Yazıklar olsun bunlara!!! / 26.08.2010 / Hasan Hastürer
Bekara eş boşamak kolaydır... / 24.08.2010 / Hasan Hastürer
Bu gidişatın sonu üniversitelerimizin cenaze namazıdır... / 23.08.2010 / Hasan Hastürer
Bir bilenle konuşmanın farkı... / 22.08.2010 / Hasan Hastürer
Dünya standardında banka olmak... / 21.08.2010 / Hasan Hastürer
Yanarım yanarım, neye yanarım bilir misiniz? / 20.08.2010 / Hasan Hastürer
İddaa, gözünü KKTC’ye dikmişken... / 19.08.2010 / Hasan Hastürer
Utanma duygusu insana mahsustur / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
Aralık, kapının ardında... / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
“Denktaş Bey’den sonra halimiz ortada...” / 16.08.2010 / Hasan Hastürer
Bağışıklık kazanmak büyük tehlike... / 15.08.2010 / Hasan Hastürer
Mehmet Tancer, bu rezilliği zor kaldırır diye düşünüyorum... / 14.08.2010 / Hasan Hastürer
Genel istek üzerine “Politikanın Fahişeleri” / 13.08.2010 / Hasan Hastürer
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın penceresinde... / 12.08.2010 / Hasan Hastürer
Eğer KKTC Hukuk Devletiyse... / 11.08.2010 / Hasan Hastürer
Son sözü yargı söyleme noktasına yürünürken... / 10.08.2010 / Hasan Hastürer
Düşmanlık ezeli ve ebedi olmamalı... / 09.08.2010 / Hasan Hastürer
Google