Hasan Hastürer 27.07.2010
Uluslararası Adalet Divanı, KKTC’nin bağımsızlığı da meşrudur dese....


Boşverin dünyayı, Kıbrıs Rum tarafı, “ Anlaşamadığımız ortaya çıktı. Mülkiyet haklarının tazminini uluslararası toplum formüle etsin. Kuzey’de KKTC uluslararası camia tarafından tanınsın. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960 Anayasal kimliği Kıbrıslı Türkler yok sayılarak yeniden yapılansın. Siz yolunuza biz yolumuza. Tabii garantörlükler de bitsin. KKTC, Türkiye’nin garantörlüğünü isterse, bu Türkiye ve KKTC arasında bir sorundur bizi alakadar etmez. Türkiye’nin garantörlüğü Lokmacı’da biter.” dese bizim taraf ne yapacak?
Ne yapacak?
“KKTC tanınsın” diye nutuk atanların gerçek yüzü ortaya çıkacak.
Rum tarafında federasyonu içtenlikle isteyen AKEL ve Hristofyas’tır.
Ötekiler kilise ile birlikte TAKSİM’i belirli oranlarla tartışmaya hazırdır.
Çünkü onlar için hedeflerden biri Türkiye’nin adanın bütünü üzerinde garantörlükle elde ettiği hakkın sonlanmasıdır.
Türkiye’nin derin devlet çıkarlarının şekillendirenler için de KKTC’nin ayrı devlet olarak tanınmasından daha önde önem taşıyan Türkiye’nin adanın bütününde söz sahibi konumunu korumasıdır.
.

Uluslararası Adalet Divanı’nın Kosova’yla ilgili kararının dünyanın en itibarlı haber ajansların Reuters abonelerine duyururken haberin ana bölümünde şunlar vardı:
“Uluslararası Adalet Divanı, Kosova'nın 2008 yılında ilan ettiği tek taraflı bağımsızlık kararının meşru olup olmadığına ilişkin bağlayıcı olmayan kararını verdi. Lahey'deki mahkeme, Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılma kararının meşru olduğuna kanaat getirdi. Karar, ayrılıkçı gruplarla uğraşan başta Rusya ve İspanya gibi çok sayıda ülkeyi de yakından ilgilendiriyor.
Dörde karşı 10 oyla alınan kararı açıklayan Mahkeme Başkanı Hisashi Owada, "uluslararası hukukun, bağımsızlık ilan edilmesine yönelik yasak içermediğini", dolayısıyla Kosova'nın bağımsızlık ilanının, "genel uluslararası hukukun ihlali anlamına gelmediğini" belirtti.
Kararın ardından Kosovalı yetkililer, gelip bağımsız bir ülke olarak Kosova'yla görüşmenin Sırp tarafına kalmış olduğunu ifade etti.
Kosova, 17 Şubat 2008'de Sırbistan'dan ayrılarak tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmişti. Türkiye ve ABD'nin de aralarında bulunduğu 69 ülke Kosova'nın bağımsızlığını tanırken, Sırbistan bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor.
Birleşmiş Milletler'in en yüksek düzeydeki yargı organı olan mahkemenin bağlayıcı olmayan kararı, Kosova ve Sırbistan'ın haricinde, kendi içinde ayrılıkçı gruplarla uğraşan Rusya ve İspanya gibi ülkeleri de yakından ilgilendiriyor.”
*                  *                   *
Mutlaka fark ettiniz, kararın, “... kendi içinde ayrılıkçı gruplarla uğraşan Rusya ve İspanya gibi ülkeleri de yakından ilgilendiriyor” ifadesi haberde yer alırken KKTC nedeniyle Kıbrıs Rum tarafını da ilgilendirebileceğine gönderme yapılmadı.
Konulkarı hukuk penceresinden objektif olarak yorumlama yeteneğine her zaman derin saygı duyduğum DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman’ın yaklaşımlarını Yenidüzen’den okudum.
Bilim adamlarının kulvarına girip konu yorumlama hatasına, saygısızlığına hiç bir zaman düşmem.
Bu konuda da düşmeyeceğim.
*               *          *
Ben farklı bir pencereden konuya yaklaşmak istiyorum.
Yazımın başlığından yaklaşım önceliğim belli.
Uluslararası Adalet Divanı’nın gündemde KKTC’nin meşruluğuyla ilgili karar verme yok.
Ancak gelin varsayalım ki Uluslararası Adalet Divanı, uluslararası toplum KKTC’nin meşruluğunu kabul etti, ya da bizim dilimizle KKTC’nin tanınması önündeki engelleri kaldırdı.
Bu bir gelişmeyi Kıbrıs Türk tarafı ve Ankara, nasıl karşılar?
HİÇ LAFI KIVIRMADAN AÇIK ŞEKİLDE BİR VURGU YAPAYIM. KKTC ŞAMPİYONLUĞU YAPANLARIN SAMİMİYETİNE HİÇ BİR ZAMAN İNANMADIM. CTP VE TALAT’IN ETKİN OLDUĞU DÖNEMİN DIŞINDA HEP DENKTAŞ VE UBP VAR. ALLAH AŞKINA DENKTAŞ VE UBP KKTC’NİN TANINMASI İÇİN NE YAPTI?
Hiç bir şey yapmadılar.
Yapma gibi bir hedefleri olmadı.
Olmadığını çeşitli ortamlarda yönelttiğim sorulara aldığım daha doğrusu alamadığım yanıtlardan çok açık olarak anladım.
*                   *               *
Boşverin dünyayı Kıbrıs Rum tarafı, “ Anlaşamadığımız ortaya çıktı. Mülkiyet haklarının tazminini uluslararası toplum formüle etsin. Kuzey’de KKTC uluslararası camia tarafından tanınsın. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1960 Anayasal kimliği Kıbrıslı Türkler yok sayılarak yeniden yapılansın. Siz yolunuza biz yolumuza. Tabii garantörlükler de bitsin. KKTC, Türkiye’nin garantörlüğünü isterse, bu Türkiye ve KKTC arasında bir sorundur bizi alakadar etmez. Türkiye’nin garantörlüğü Lokmacı’da biter.” dese bizim taraf ne yapacak?
Ne yapacak?
“KKTC tanınsın” diye nutuk atanların gerçek yüzü ortaya çıkacak.
Rum tarafında federasyonu içtenlikle isteyen AKEL ve Hristofyas’tır.
Ötekiler kilise ile birlikte TAKSİM’i belirli oranlarla tartışmaya hazırdır.
Çünkü onlar için hedeflerden biri Türkiye’nin adanın bütünü üzerinde garantörlükle elde ettiği hakkın sonlanmasıdır.
Türkiye’nin derin devlet çıkarlarının şekillendirenler için de KKTC’nin ayrı devlet olarak tanınmasından daha önde önem taşıyan Türkiye’nin adanın bütününde söz sahibi konumunu korumasıdır.
KKTC’nin tanınması, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmen sonlanması ve doğal Garanti ve İttifak antlaşmalarının mazide kalması demektir.
Bunun farkında olan Rauf Denktaş, bir karşılaşmamızda bunu sormam üzerine çok açıkgöz bir yanıt verip öz olarak, “Türkiye, her koşul altında adada oluşacak durumun garantörüdür. Bu nedenle adada federasyon da iki ayrı devlet de olsa Türkiye’nin garantörlüğü devam eder” demişti.
*                     *                      *
Türkiye için adanın bir bölümüne adeta sahip olmaktan daha önemli olan adanın bütününde söz sahibi olmaktır.
Acheson Planı gündeme geldiği zaman da Türkiye’nin bu tavrı su yüzüne çıkmıştı.
“Acheson Planı, Kıbrıs sorununun tırmandığı 1963-1964 döneminde ABD'nin özel temsilcisi Dean Acheson tarafından önerilen çözüm yolu. Buna göre Kıbrıs adası her ikisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında ikiye bölünerek paylaştırılacak, böylece iki müttefik ülkeyi savaşın eşiğine getiren bir sorun çözülmüş olacak ve NATO dışındaki güçlerin adaya müdahalesi engellenecekti.”
Acheson Planı’nda Türkiye’ye Karpaz burnu dahil, o bölge öneriliyordu. Kıbrıslı Türkler de oraya toplanacaktı.
Türkiye’nin, planla ilgili net yanıtını ortaya koymadan şu anahtar soruyu sorduğu biliniyor: “Acheson Planı hayat bulursa, Türkiye’nin adanın tümü üzerindeki hakları devam edecek mi?”
Tabii ki etmeyeceği söylendi. Ve Acheson Planı, çok da derinliğine tartışılmadan tozlu raflarda yerini aldı.
*                      *                   *
Bu gün için de şartlar ne kadar değişmiş görünürse görünsün olası her türlü çözüm modelinde Ankara, 46 sene önce Acheson Planı’nda sorulan soruyu yani adanın tümü üzerindeki söz hakkının akıbetini sorup ona göre evet ya da hayır diyecek...

Günün sözü:

Peçe kalkmadan yüz ortaya çıkmaz
Abdest alan donuna, namaz kılan canına / 09.09.2010 / Hasan Hastürer
Çakıcı’yı yargısız infaz etmem... / 08.09.2010 / Hasan Hastürer
Siyasetten yoksun siyaseti, izlemek... / 07.09.2010 / Hasan Hastürer
Ayinesi iştir Suat Hoca’nın... / 06.09.2010 / Hasan Hastürer
Lurucina’dan Akıncılar’a hüzünlü yolculuk sürerken.... / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem gurur duydum, hem de üzüldüm / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Yaşama sahip çıkmak nedir? / 03.09.2010 / Hasan Hastürer
Küçük ama anlamlı adımlar (*) / 02.09.2010 / Hasan Hastürer
On iki ay ve her yerde turizm... / 01.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem sağlık ve hem cep için tehdit... / 31.08.2010 / Hasan Hastürer
Tavuk etinin de tadı tuzu kalmadı... / 30.08.2010 / Hasan Hastürer
Altmış dokuz yaşında deli dolu bir yürek... / 29.08.2010 / Hasan Hastürer
“Bu mahcubiyet bitmeli..” / 27.08.2010 / Hasan Hastürer
Yazıklar olsun bunlara!!! / 26.08.2010 / Hasan Hastürer
Bekara eş boşamak kolaydır... / 24.08.2010 / Hasan Hastürer
Bu gidişatın sonu üniversitelerimizin cenaze namazıdır... / 23.08.2010 / Hasan Hastürer
Bir bilenle konuşmanın farkı... / 22.08.2010 / Hasan Hastürer
Dünya standardında banka olmak... / 21.08.2010 / Hasan Hastürer
Yanarım yanarım, neye yanarım bilir misiniz? / 20.08.2010 / Hasan Hastürer
İddaa, gözünü KKTC’ye dikmişken... / 19.08.2010 / Hasan Hastürer
Utanma duygusu insana mahsustur / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
Aralık, kapının ardında... / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
“Denktaş Bey’den sonra halimiz ortada...” / 16.08.2010 / Hasan Hastürer
Bağışıklık kazanmak büyük tehlike... / 15.08.2010 / Hasan Hastürer
Mehmet Tancer, bu rezilliği zor kaldırır diye düşünüyorum... / 14.08.2010 / Hasan Hastürer
Genel istek üzerine “Politikanın Fahişeleri” / 13.08.2010 / Hasan Hastürer
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın penceresinde... / 12.08.2010 / Hasan Hastürer
Eğer KKTC Hukuk Devletiyse... / 11.08.2010 / Hasan Hastürer
Son sözü yargı söyleme noktasına yürünürken... / 10.08.2010 / Hasan Hastürer
Düşmanlık ezeli ve ebedi olmamalı... / 09.08.2010 / Hasan Hastürer
Google