Hasan Hastürer 25.07.2010
Yağmur gençlerle birlikteydim dün...


Tören için otistiklerin okuluna gittim. Zemini yumuşak malzemeyle kaplı oyun alanının bir köşesinde Afrika kültüründen yansıma tumbalar sıra sıra.
Eğitmenin karşısında otistik çocuklar, aileleri ve arada öğretmenler...
Ben de oturdum.
Basit ve az kelimeden oluşan anlatımlarla tekrarları seslendirdi öğretmen. Sonra o seslindirmelere uygun ritimler...Hemen yanımda irlanda kökenli otistik bir kız... Sol tarafımda, yanımdakinin bir sonrası Kıbrıs Türk Narin... Onları izliyorum daha çok...
En başarılı onlar. En azından ben onlar kadar başarılı olamadım.
Ancak daha ilk dakikalardan çok açık olarak fark ettim ki otistik çocukların yetişmesinde yer alan herkes ne yapıyorsa özveri ve sevgiyle yapıyor.


LONDRA- Dustin Hofman’ın başrol oynadığı Yağmur Adam filmi ünlüdür.
Otizmi anlatmaya çalışanlar bilmeyenlere Yağmur Adam filmini anımsatırlar.
Dün Londra’da hava gerçekten güzeldi.
Perşembe ve Cuma günü yağan yağmurun ardından dün serin ve güneşli bir hava vardı. Bir dost “Tanrı bu güzel havayla acaba kimleri sevindirecek bugün?” dedi.
Bana göre “Yağmur gençleri” ve ailelerini sevindirdi.
İngiltere, Portekiz, İspanya, İrlanda, Nijerya, Sudan, Polonya, Kıbrıs ve daha farklı ülke kökenli olup İngiltere’de yaşayan otistik 21 gencin dün Southall bölgesindeki Otistik eğitim yuvasında mezuniyet töreni vardı.
Davet edildim.
İkilemsiz “Evet” dedim.
İngiltere Ulusal Otizm Birliği (İUOB) sadece İngiltere’nin değil aynı zamanda Avrupa ve tüm dünyanın önde gelen otizm kuruluşlarından biri.
Bir hayır kurumu.
Ancak kendi alanında geçmişten gelen birikimiyle geleceğe ışık tutuyor.
Davet aldığım zaman otizmin ne olduğunu özetleyen bilgilere bir baktım.
En derli toplu anlatımı şu parağrafta buldum:
“ Otizm yaşam boyu süren bir durumdur. Otizm her bireyi farklı düzeyde etlkiler. Otizm ömür boyu süren bir durumdur ama otizmi olan bireyler birçok beceriyi gerçekleştirebilir ve birçok şeyi öğrenebilirler. Otizmi olan bireyler insanlar duygularını, isteklerini, anlatmakta zorlanırlar.Yeni inanlarla tanışmakta ve arkadaşlar edinmekte zorlanırlar.Diğer insanların ne düşündüğünü anlamakta zorlanırlar.Otizmin sebebi bilinmemektedir.”
*                  *              *
Dünkü tören, yaklaşık dokuz yıldır eğitim ve öğretim gören otistik 21 gence diploma verilmesi nedeniyle düzenlendi.
Daha okula girerken çok etkilendiğimin altını çizeyim.
Hiç kuşkusuz otistik çocuğu olan aileler ilk öğrenme anında kabullenmeyip, ciddi bir deprem geçirmiştir.
Sonra adresini koyamadıkları bir güce isyan ettiklerini de gizlemezler.
Kendi kendilerine mazaret üretip güç toplarlar.
“Allah benim yavruma sevgimi test etmek istiyor. Ben çocuğumu her haliyle severim” diyor sevgi dolu yüreğiyle otistik çocuğu olan bir aile.
Otistik çocuklar genelde iletişim bakımdan farklıdır. Ancak asla geri zekalı değildirler. Ve iletişimdeki farklılıklarına karşın özellikle pek çok sanat dalında yeteneklidirler.
*                    *               *
İUOB’nin okulunda özellikle sanat dalındaki yeteneklerin gelişimi için özel eğitilmiş öğretmenler görevli.
Tören için otistiklerin okuluna gittim.
Zemini yumuşak malzemeyle kaplı oyun alanının bir köşesinde Afrika kültüründen yansıma tumbalar sıra sıra.
Eğitmenin karşısında otistik çocuklar, aileleri ve arada öğretmenler...
Ben de oturdum.
Basit ve az kelimeden oluşan anlatımlarla tekrarları seslendirdi öğretmen. Sonra o seslindirmelere uygun ritimler...
Hemen yanımda Portekiz kökenli otistik bir kız... Sol tarafımda, yanımdakinin bir sonrası Kıbrıs Türk Narin...
Onları izliyorum daha çok...
En başarılı onlar. En azından ben onlar kadar başarılı olamadım.
Ancak daha ilk dakikalardan çok açık olarak fark ettim ki otistik çocukların yetişmesinde yer alan herkes ne yapıyorsa özveri ve sevgiyle yapıyor.
Öğretmen kökenliyim.
Şunu çok iddialı söyleyim yaygın olarak bildiğimiz okulların hiç birinde öğretmen – öğrenci iletişiminde bu boyutta bir sevgi derinliği olamaz.
Çocuğun sağlıklı yetişmesinde okul – öğrenci – aile üçgeninin uyumlu bir çalışma içinde olması gerekir. Bunu eğitime yakınlık duyan herkes bilir.
Bu genel geçer doğrunun en güzel örneğini dün gördüm.
Öğretmenler, otistik çocukları sevmede sanki de aileleriyle yarışıyor.
*                         *                         *
Önce okulun öğretmenleri sahneye çıkıp otistik gençler ve aileleri için şarkılar söyledi.
Sonra öne çıkan yeteneklerine göre otistik gençleri ödüllendirildiler.
Ardından diploma törenine geçildi.
Cübbe ve kep giydiler.
Diplomalarını aldıktan sonra aileler sahneye çağrıldı, toplu resimler çekildi. Hemen hemen annelerin tümü sahneden gözü yaşlı indi.
Özgür davranışlarıyla istedikleri gibi davrananlar oldu.
Kimse program akışını bozuyor diye müdahale etmedi.
Çünkü her şeyin merkezinde, sevginin merkezinde onlar vardı.
*                      *                          *
Otistik çocukların Kuzey Kıbrıs’ta da olduğunu biliyorum.
ÖZEV’in çalışmalarını yerinde gördüm de.
Ancak sorumluluğun çoğunun ailelerde olduğu bir gerçek.
Peki İngilitere’de durum ne?
Yaşayarak her şeyi öğrenen otistik çocuk sahibi Kıbrıslı bir aileden dinlediklerimi sizlerle paylaşayım:
“ Çocuğumun otistk olduğunu öğrendiğimde çok etkilendim, kabullenmekte çok zorlandım. Sistem üç yaşından başlayarak çocuğumla ilgilenmeye başladı. On altı yıl bu ilgi kesintisiz sürdü. Bölgemizde, Kuze Londra’da istediğimiz düzeyde okul olmadığı için çocuğumuz başka bölgedeki İngiltere Ulusal Otizm Cemiyeti okuluna gitti. Bizim belediyemiz her yıl otuz beş bin pound kaynak ayırdı. On bini ulaşımı, yirmi beş bini de okulu için. Okulda her sekiz çocuğu üç öğretmen düşüyor. Beslenme ve sağlık sorunlarıyla da ilgileniliyor.
Yılda 38 hafta okul var. Ayrıca bizler aile olarak dışarıya çıkacağımız zaman haftada on saat eve yardımcı geliyor. Onları hayır kurumları gönderiyor. Hayır kurumları da devletten ve belediyeden katkı alıyor. Otistik çocuğum sosyal yaşama katılacağı zaman da yanına uzman rafakatçi veriliyor.
Çocuğumuz otistik olduğu için üzgünüz ama İngiltere’de olmamızın şans olduğunu düşünüp mutlu oluyoruz. Ancak üzgünüz demem çocuğuma sevgimin az olduğu şeklinde algılanmasın. Çocuğumuzu çok ama pek çok seviyoruz. Pek çok aile bu durumlarda sarsıntı geçirirken bizim ailemiz çok daha sağlam oldu.”

Günün sözü:

Sevgide her derdin çaresi vardır

Abdest alan donuna, namaz kılan canına / 09.09.2010 / Hasan Hastürer
Çakıcı’yı yargısız infaz etmem... / 08.09.2010 / Hasan Hastürer
Siyasetten yoksun siyaseti, izlemek... / 07.09.2010 / Hasan Hastürer
Ayinesi iştir Suat Hoca’nın... / 06.09.2010 / Hasan Hastürer
Lurucina’dan Akıncılar’a hüzünlü yolculuk sürerken.... / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem gurur duydum, hem de üzüldüm / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Yaşama sahip çıkmak nedir? / 03.09.2010 / Hasan Hastürer
Küçük ama anlamlı adımlar (*) / 02.09.2010 / Hasan Hastürer
On iki ay ve her yerde turizm... / 01.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem sağlık ve hem cep için tehdit... / 31.08.2010 / Hasan Hastürer
Tavuk etinin de tadı tuzu kalmadı... / 30.08.2010 / Hasan Hastürer
Altmış dokuz yaşında deli dolu bir yürek... / 29.08.2010 / Hasan Hastürer
“Bu mahcubiyet bitmeli..” / 27.08.2010 / Hasan Hastürer
Yazıklar olsun bunlara!!! / 26.08.2010 / Hasan Hastürer
Bekara eş boşamak kolaydır... / 24.08.2010 / Hasan Hastürer
Bu gidişatın sonu üniversitelerimizin cenaze namazıdır... / 23.08.2010 / Hasan Hastürer
Bir bilenle konuşmanın farkı... / 22.08.2010 / Hasan Hastürer
Dünya standardında banka olmak... / 21.08.2010 / Hasan Hastürer
Yanarım yanarım, neye yanarım bilir misiniz? / 20.08.2010 / Hasan Hastürer
İddaa, gözünü KKTC’ye dikmişken... / 19.08.2010 / Hasan Hastürer
Utanma duygusu insana mahsustur / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
Aralık, kapının ardında... / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
“Denktaş Bey’den sonra halimiz ortada...” / 16.08.2010 / Hasan Hastürer
Bağışıklık kazanmak büyük tehlike... / 15.08.2010 / Hasan Hastürer
Mehmet Tancer, bu rezilliği zor kaldırır diye düşünüyorum... / 14.08.2010 / Hasan Hastürer
Genel istek üzerine “Politikanın Fahişeleri” / 13.08.2010 / Hasan Hastürer
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın penceresinde... / 12.08.2010 / Hasan Hastürer
Eğer KKTC Hukuk Devletiyse... / 11.08.2010 / Hasan Hastürer
Son sözü yargı söyleme noktasına yürünürken... / 10.08.2010 / Hasan Hastürer
Düşmanlık ezeli ve ebedi olmamalı... / 09.08.2010 / Hasan Hastürer
Google