Hasan Hastürer 20.07.2010
Cemil Çiçek’e açık mektup...
Karşınıza hangi Kıbrıslı Türk çıkarsa çıksın, fırsat bilip yalın tanımlamayla adeta fırçaladığınız anlatılır. Ben, fırça atılan yerde fırçayı atanı değil, fırçalanmayı kabul edeni sorgularım. Bu yaklaşımla sizi ve öteki fırça atıcıları hiç sorgulamadım. Hep bizimkileri sorguladım. Biz kimseyi Ankara’ya gidip şamar oğlanı olsun diye seçmedik. Temsili demokraside kimse bu amaçla seçilmez.
Sayın Cemil Çiçek,
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle bir kez daha aramızda bulunuyorsunuz.
Hoşgeldiniz.
Atalarımız 439 yıl önce Anadolu’dan gelirken, Anadolu insanının ta Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı güzel , insani gelenekleri de birlikte getirdi. Öz kültürel değerlerimizi korurken, hem Kıbrıs kültürüne katkı koyduk hem de bizden farklı kültürden olanların kültürlerinden etkilendik.
Adına Kıbrıs Türk Kültürü dediğimiz ve sahiplenme özenimiz olan bir kültürel değerler topluluğumuz oluştu.
Gün geldi ev sahibi bildiğimiz Kıbrıs adası İngilizlere kiralandı. Atalarımız ev sahibiyken kiracının kiracısı oldu bu topraklarda.
... Ve Türkiye Cumhuriyeti için çok önemli olan Lozan Antlaşması’yla İngilizler kiracından mülk sahibine geçti.
Atalarımıza, “İsterseniz Anadolu’ya” gelin dendi. Bu amaçla o dönemde kampanyalar yapıldı.
Benim babam da kardeşleriyle gitti. Amcalarım Mersin ve İskenderun’da kaldı rahmetli babam geri geldi.
Zamanla Kıbrıs adasındaki Türk varlığı korunsun diye, Kıbrıslı Türklerin, TC vatandaşlığına geçmesi zorlaştırıldı.
Sayın Cemil Çiçek,
Kıbrıs Türk Halkı, tüm bunlar yaşanırken Türkiye’ye karşı asla kırgınlık beslemedi.
Türkiye’ye, Türk ulusal değerlerine, Mustafa Kemal Atatürk’e Kıbrıs Türkü telkinsiz ve de zorlamasız saygı duydu, bu değerleri sahiplendi.
1950’li yılların sonlarında daha Türkiye’den hiç bir maddi yardım görmeden Kıbrıs Türk insanı, Kıbrıs Türk kadını, Türkiye Cumhuriyeti’ne Anadolu insanına yardım olsun diye kulağındaki küpesini, parmağındaki yüzüğünü, bileğindeki bileziğini çıkarıp vermiştir. Hem de yerine yeniden koyma olasılığının çok zayıf olduğunu bilerek.
“Bunları yapalım bir gün geri döner” de denmedi.
Ben rahmetli annem ve babamdan bunları dinledim. Anlatırken yüzlerindeki ifadeyi de hiç unutmayacağım.
Şimdi bunları yazmanın, söylemenin zamanı mı?
Bu soru sorulabilir.
Ben de bu satırları yazmadan çok düşündüm.
Dün akşam üzeri Dr. Fazıl Küçük’ün anıt mezarındaki törene gidiş dönüşünüzde sizi yol kenarında durup izledim.
Ekranda sizi izlerken ya da dün arabanın içinden geçerken size karşı hissettiklerimi, yaklaşımlarımı sorgulamak istedim.
Size karşı öfkem var mı?
Hayır yok.
Göreviniz, siyasi sorumluluğunuzla birlikte Kıbrıs’la ilgili bilgi hazineniz zenginleşmiş olabilir.
Ancak ne olur yanlış anlamayın, siz bile bizi tam olarak bilmiyorsunuz, bizi sağlıklı okuyamıyorsunuz... “Bizi tam olarak anlayamıyorsunuz” u yazmaktan vazgeçtim. Çünkü sanıyorum aramızdaki iletişimin sağlıksızlığında sizin anlayıp anlamamanızdan daha önemlisi bizi size anlatanların, anlatamaması, Kıbrıs Türk Halkı’nın düşüncelerini sizlere tam olarak aktaramamalarıdır.
Rahatsız olmazsanız mektubumun bundan sonrasında size Sevgili Cemil Çiçek diye seslenmek istiyorum...
Sevgili Cemil Çiçek,
Kıbrıs Türk insanı da ekmeğini alın teriyle yoğurmayı hep tercih etmiştir. Üretken olmayı hep istedik.
Üretim için organize olmak, siyasi hedeflerin yanına sürdürülebilir ekonomik hedefler de koymak gerek. Bunun için de toplumun çağdaş önderlik yapısına gereksinimi vardı.
İsim vererek kimseyi bu noktada sogulamak istemem ama Kıbrıs Türkü çağdaş önderlerin hep özlemini çekti.
Toplumsal önderlerimiz toplumla bütünleşme yerine toplumla yabancılaşmıştır.
Hiç kuşkusuz yakın tarihe baktığınız zaman bir dönem, bizi üretimden zorunlu olarak kopardı. Örneğin 1963 -1974 arası istesek de gerçek anlamda bir ekonomiye sahip olamazdık. O koşullarda Kıbrıs Türk halkı hem kendisi hem de Türkiye için bir bütün olarak nöbet tuttu. 13-15 yaşında mücahit olup, on küsur yıl sonra terhis olan çok insanımız var.
Gün geldi üniversite öğrencisi gençlerimiz kalemi bırakıp, hata affetmeyen savaş oyunu için adaya çıktı gönüllü olarak.
O şartlarda resmen üç beş kuruş sayılacak gelirlerle ayakta durdu Kıbrıs Türkü. Ve o zor koşullarda “Gıkımız” çıkmadı.
Sevgili Cemil Çiçek,
Bize ne olduysa 20 Temmuz Barış Harekatı sonrası oldu.
Rumun Ganimeti haram lokma gibi boğazıma takıldı.
Ganimet yiyen toplumun bütün ahlaki değerlerinin bozulduğunu yaşayarak gördük.
Bana sorarlar “Ganimet yiyen bir toplum kaç yılda adam olur?” Yanıtım her yıl bir eklemeyle aynıdır. Örneğin bu yıl, “36 yılda adam olmaz”, derim.
Emlak sektöründeki patlama bir başka ganimet dönemiydi. O dönem vurgun vuranlar da vurgunu vurdu. Hükümet edenler de yine seyretti.
Sevgili Cemil Çiçek,
Kıbrıs Türk toplumunda büyük çoğunluğun sahip olduğu iyi bir ev ile iyi bir arabaya bakıp yargı üretme yanlığısına ne olur siz de düşmeyin.
Kamu çalışanları ve emeklilerin eline geçen parayla da uğraşırsanız yine yanlış yapar, bozuk pusulayla yanlış yöne gidersiniz.
Kamu çalışanı ve emekliler tüccar değil. Maaşı sağ eliyle alıp sol eliyle çarşıya verirler.
Peki bu para nereye gider?
İşte yanıtı bulunması gereken soru budur.
Bize hükümet edenlerin becereksizliğini ve vizyonsuzluğunu size şikayet etme yanılgısına düşmeyeceğim. Zaten bir diğer acı gerçek, dünden bugüne tüm önemli hatalarda Ankara’nın KKTC ile ilgili bürokratlarının ciddi suç payı olduğudur.
Bu vesileyle söylemiş olayım... KKTC’deki Yardım Heyeti uygulamasını da masaya yatırın, hem de dünden bugüne. Yardım heyetinde görev yapanların geliş ve gidişlerini kıyaslayacak bilgilere ulaşmayı mutlaka başarırsınız.
Sayın Cemil Çiçek,
Karşınıza hangi Kıbrıslı Türk çıkarsa çıksın, fırsat bilip yalın tanımlamayla adeta fırçaladığınız anlatılır. Ben, fırça atılan yerde fırçayı atanı değil, fırçalanmayı kabul edeni sorgularım. Bu yaklaşımla sizi ve öteki fırça atıcıları hiç sorgulamadım. Hep bizimkileri sorguladım. Biz kimseyi Ankara’ya gidip şamar oğlanı olsun diye seçmedik. Temsili demokraside kimse bu amaçla seçilmez. Ama ne yapalım mı deyim?
Sevgili Çiçek,
Bu satırların bir biçimde sizlere ulaşacağına eminim. Sabırla okuduğunuz için içten teşekkür ederim. İnşallah kısmet olur, bir gün yüz yüze de konuşuruz. Jurnalcılık yapma amaçlı olmadan size benim de söylemek istediklerim var.
Saygı ve sevgilerimle...
Hasan Hastürer
Bir Kıbrıslı Türk Gazeteci”