Hasan Hastürer 10.07.2010
Yaşamak güzel şey be kardeşim....


Mutlu olmak, başarılı olmak en önemlisi mutluluk ve başarıyı sağlıkla taçlandırmak herkesin ortak istemi. Ancak gel görün ki salt istemekle mutluluk ve başarı yakalanamıyor.
Mutlu olmak, başarılı olmak kaderin ürünü mü?
Bana göre hayır.
Kaderin bir diğer adı alın yazısı ise, ikisine de inanmıyorum.
İnsanlar kendi alın yazılarını kendileri yazarlar.
Yaşamımızdaki güzellikler için “Alın yazımız böyleymiş” diyeni duydunuz mu?
Genelde olumsuzlukları, yaşamayı istemediklerimizi alın yazımıza, kadere adres edip teselli bulmaya çalışırız.


Dün gün boyu Lefkoşa’dan kaçtım.
Sabah çıktım, bir da akşam saatleri döndüm.
Daha yolda giderken telefonlar arka arkaya gelmeye başladı.
“Acelem yok” deyip arabaya çekip kenara her telefona yanıt verdim.
Dünkü yazımda, “Bizi yönetenlerin beceriksizliğini Türkiye’den üç hava yolu şirketi resmen istismar etti.
Aslında onların tek gailesi var para kazanmak. Kıbrıs Türkü’nün dünya ile bağlantısı ya da KKTC turizmi onları alakadar etmez.
Önlerinde iki seçenek vardı.
Bir... Ek seferler koyup yolcu talebini karşılamak.
İki... Var olan seferleri aynen koruyup, talebe göre arzı artırmadan fiyatları yukarı çekmek.
Yolcuların perişanlığı, KKTC turizminin hançerlenmesi pahasına ikincisi tercih edildi.
Bilet fiyatları iki hatta üç katına çıktı bir anda.
Bu istismara sessiz kalıp, tanıklık edenler aslında istismarın suç ortağıdır.
Sorumlu konumda olanlara bir tek sözüm var, YA ÇARE ÜRETİN YA DA ÇEKİP GİDİN.
Bizim köye “köpek” gerek. Köpeksik köy yaratıp, değneksiz gezenlere meydanı boş bırakanlar değneksiz gezenlerin işbirlikçileridir” dedim ya...
Arayanların tümü, “Yazının altına imza atarız” dedi.
Dünkü yazımın ruhuna uygun olarak da kahkahayı basıp “Ben köpeklik yapıyorum” dedim arayan dostlara. Evet, eğer bazıları bu ülkeyi “köpeksiz” sanıp değneksiz gezmeye devam etmek istiyorsa toplum yararına, toplumsal kazanımın bekçiliğini yaparak, “ değneksiz” gezmeyi sürdürülebilir tavır sananlara haddini bildirmek için onurlu bir şekilde “köpekliği” seve seve yapmak gerek.
Lefkoşa’dan kaçtım ama gündemden kaçmadım.
Kooperatif Merkez Bankası’nın içine düşürüldüğü durumu da konuştum, bir bankacı arkadaşla.
*              *            *
Bugün Cumartesi, gündemden kopup kaçmak istiyorum aslında. Haftas sonu yazısı yazmak istiyorum.
Giriş bölümü dışında gelin bu gün siyasi gündemden bir kaçamak yapalım.
Sağlıklı yaşamımız her gün yeni hastalıkların tehdidi altında olsa da, ortalama ömür süresi her geçen yıl artıyor.
Artan ortalama ömür süresi pek çok btı ülkesinde sosyal amaçlı harcamaları artırdığı için de emeklilik yaşını daha ilerilere alarak denge sağlanmaya çalışılıyor.
*                   *                     *
Geride kalan her zaman dilimi sırtımızdaki anı dağarcığımızı ağırlaştırıyor.
Zaman zaman elimizde olmadan, biraz da kendiliğinden dağarcığa şöyle bir göz atarak içinde birikenleri kategorize edip, geride kalan yaşam süremizin rengini ortaya çıkarırız.
Dağarcık yaşanan en küçük zaman diliminde dahi ağırlık kazanıyor. Bütün mesele dağarcığın neyle ağırlaştığıdır.
Mutlu olmak, başarılı olmak en önemlisi mutluluk ve başarıyı sağlıkla taçlandırmak herkesin ortak istemi. Ancak gel görün ki salt istemekle mutluluk ve başarı yakalanamıyor.
Mutlu olmak, başarılı olmak kaderin ürünü mü?
Bana göre hayır.
Kaderin bir diğer adı alın yazısı ise, ikisine de inanmıyorum.
İnsanlar kendi alın yazılarını kendileri yazarlar.
Yaşamımızdaki güzellikler için “Alın yazımız böyleymiş” diyeni duydunuz mu?
Genelde olumsuzlukları, yaşamayı istemediklerimizi alın yazımıza, kadere adres edip teselli bulmaya çalışırız.
*             *            *
Mutlu olmak, sevmek, sevilmek, aşkı yaşamak bir ince sanat aslında.
Zor bir sanat mı? Değil.
Yeter ki bulunulan konum iyi saptansın, nereye, nasıl gidileceği bilinsin.
Mutluluk ve başarıyı aynı potada tutma konusu hep tartışılır. Genelde kabul gören bir görüşe göre başarı hedeflenebilir ancak mutluluk anlıktır ve nedenleri yenilenebildiği, çoğaltılabildiği ve en önemlisi paylaşılabildiği oranda süreklilik kazanır.
Birlikte üretme ve paylaşmayı başarabilenler mutluluğa daha yakın olabiliyor.
Genel geçer bir söz vardır. Her fırsatta güzel temenniler için de kullanılırız. “Acılar paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça çoğalır.”
Bu söze niye sevinç konulmuş da mutluluk konulmamış? Çünkü sevinç tek başına pek yaşanmıyor. Sevinç yansıması için genelde birden fazlalı bir ortama gereksinim vardır. Mutlulukta pozitif anlamda bir bencillik vardır ve paylaşım çok sınırlı insanlar arasındadır. Eğer mutluluğun esin kaynağı güçlü bir sevgi ya da aşksa mutluluk iki yürekten akıp beslenen bir pınardır.
*                    *                    *
Son zamanlarda çevreme bakıyorum belirli hedeflere yürümek bir yana ayakta durup pozisyonunu koruyabilen “alkışlanacak” kadar başarılı sayılıyor. Kuşkusuz bu böyle devam edemez. Eşyanın tabiatına uygun olan yerinde saymak değil, ileriye gitmektir.
Başarısızlığın sizden kaynaklanmayan nedenleri olabilir. Başarı ve mutluluk işte bu noktada birbirini etkileyebilmektedir.
“Parayla mutluluk olmuyor ancak parasız hiç olmuyor.”
İçinde bulunduğumuz koşullar her şeyi olduğu gibi mutluluğu da zora sokuyor. Unutmamak gerekir ki mutluluk yaşam kalitemizin en önemli kaynağıdır. Yüreğimizin sesine kulak verir küçük adımlarla da olsa mutluluğa yürümeyi başarabilirsek, tünelin ucundaki umut ışığını her zaman canlı tutabiliriz.
Bu gün ve her gün her şey gönlünüzce olsun... Yüzünüzden gülümseme, gönlünüzden sevgi hiç eksilmesin... Hele aşkı yakaladıysanız, kıymetini bilin....Nazım Hikmet’in dediği gibi, “YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM...”
Keyfimizi kaçırmak için elinden ne gelirse yapanlarla savaşalım, ama bazen de sallamayıp yok sayalım güzel keyfimiz için... Anlık bile olsa...

Günün sözü:
Yüreğimizin sesi, mutluluğun rehberidir.
Abdest alan donuna, namaz kılan canına / 09.09.2010 / Hasan Hastürer
Çakıcı’yı yargısız infaz etmem... / 08.09.2010 / Hasan Hastürer
Siyasetten yoksun siyaseti, izlemek... / 07.09.2010 / Hasan Hastürer
Ayinesi iştir Suat Hoca’nın... / 06.09.2010 / Hasan Hastürer
Lurucina’dan Akıncılar’a hüzünlü yolculuk sürerken.... / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem gurur duydum, hem de üzüldüm / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Yaşama sahip çıkmak nedir? / 03.09.2010 / Hasan Hastürer
Küçük ama anlamlı adımlar (*) / 02.09.2010 / Hasan Hastürer
On iki ay ve her yerde turizm... / 01.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem sağlık ve hem cep için tehdit... / 31.08.2010 / Hasan Hastürer
Tavuk etinin de tadı tuzu kalmadı... / 30.08.2010 / Hasan Hastürer
Altmış dokuz yaşında deli dolu bir yürek... / 29.08.2010 / Hasan Hastürer
“Bu mahcubiyet bitmeli..” / 27.08.2010 / Hasan Hastürer
Yazıklar olsun bunlara!!! / 26.08.2010 / Hasan Hastürer
Bekara eş boşamak kolaydır... / 24.08.2010 / Hasan Hastürer
Bu gidişatın sonu üniversitelerimizin cenaze namazıdır... / 23.08.2010 / Hasan Hastürer
Bir bilenle konuşmanın farkı... / 22.08.2010 / Hasan Hastürer
Dünya standardında banka olmak... / 21.08.2010 / Hasan Hastürer
Yanarım yanarım, neye yanarım bilir misiniz? / 20.08.2010 / Hasan Hastürer
İddaa, gözünü KKTC’ye dikmişken... / 19.08.2010 / Hasan Hastürer
Utanma duygusu insana mahsustur / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
Aralık, kapının ardında... / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
“Denktaş Bey’den sonra halimiz ortada...” / 16.08.2010 / Hasan Hastürer
Bağışıklık kazanmak büyük tehlike... / 15.08.2010 / Hasan Hastürer
Mehmet Tancer, bu rezilliği zor kaldırır diye düşünüyorum... / 14.08.2010 / Hasan Hastürer
Genel istek üzerine “Politikanın Fahişeleri” / 13.08.2010 / Hasan Hastürer
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın penceresinde... / 12.08.2010 / Hasan Hastürer
Eğer KKTC Hukuk Devletiyse... / 11.08.2010 / Hasan Hastürer
Son sözü yargı söyleme noktasına yürünürken... / 10.08.2010 / Hasan Hastürer
Düşmanlık ezeli ve ebedi olmamalı... / 09.08.2010 / Hasan Hastürer
Google