Hasan Hastürer 07.07.2010
KKTC’yi de bir il varsayın!!!
Türkiye’nin seksen iki ili vardır.
Bu illere devletin, bu illerin de Türkiye ekonomisine katkısı mutlaka ölçülebilirdir. TC’nin bilgi havuzunda bu bilgiler var.
Kaç il yapılan yardımdan fazlasını ticari hareketlilik içinde merkez ekonomi havuzuna geri verir?
KKTC’ye ve Kıbrıs Türkü’ne adeta hakarete varan yaklaşım içinde olanlar bunun hesabını yapmalıdır.
Kıbrıs Türkü’nün 4 milyar dolar civarındaki toplam mevduatının en az yarısı Kuzey Kıbrıs’taki TC bankaları tarafından toplanıp Türkiye’ye gönderilip orada değerlendiriliyor.
Bütün bunlar toplanıp değerlendirildiği zaman, Ömer Seyfettin’in diyet hikayesinin finaline götürmeyi çağrıştıran yaklaşımları Kıbrıs Türkü’nün hak etmediği çok açık bir şekilde ortaya çıkar.
Başlığa bakıp kızmayın.
Biraz sabır lütfen.
21 Aralık 1963’ten sonra kendi kendimize yetme mücadelesi içinde olduk. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dışındaydık, ama ekonomik bir yapımız yoktu.
Dr. Şemsi Kazım, 1960 sonrası Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi’nde Başkan Rauf Denktaş’ın yardımcıydı.
Şemsi Bey’le yaptığım sohbette şöyle demişti. “ 1964 başında Türkiye'den bize ilk para yardımı geldi. Gelen para 315 bin 500 Sterlindi. Kıbrıs Cumhuriyeti'nde görevliyken kendi içimizde görevlendirilen memurlarımız, öğretmenlerimiz, polislerimiz vardı. Kısaca maaş bekleyen insanlarımız vardı. Oturup karar verdik Cumhurbaşkan Yardımcısından sıradan memura, odacıya kadar herekese 30'ar Kıbrıs Lirası maaş verdik. Karı koca çalışanlardan kadınlara 15 Kıbrıs Lirası. Mücahitlere bir süre hiç maaş veremedik. Yokluk vardı ama adil davranıldığına inanıldığı için insanlar huzurlu, mutluydu. O dönemde en üst düzey görev yaptım. Sorumluluk büyüktü ama hayatımın en onur duyduğum.”
* * *
1964 başında Türkiye’den gelen 315 bin 500 sterlin, küçük artışlarla 1974’e kadar geldi.
1974’ten sonra gelmedi mi?
Mutlaka geldi, ancak 1974’e kadar gelen para yolun sonunda dönüp dolaşıp Rum iş adamlarınının ya da halkın Rum tarafını anlatmak için kullandığı “Papaz’ın cebine” giderdi.
* * *
1974’ten sonra durum değişti.
Rumdan kalan sanayi kuruluşlarının ürün çeşitleri o dönemin Türkiye’sinde yoktu. Ancak üreten bir toplum organizasyonu yapılamadı. Ankara’da bunun baş suç ortağıdır.
Zamanla Sanayi Holding batırıldı.
Ancak tüm olumsuzluklara karşılık Kuzey Kıbrıs’ta bir ekonomik yapı oluştu.
İthalat yapıldı...
Sınırlı da olsa ihracatımız da oldu.
Her dönemde Türkiye’den yapılan ithalat, ihracatımızdan neredeyse yirmikat fazla oldu.
Bir dönem narenciyeden güzel para kazanıldı.
Narenciyeden gelen para da ticaret hareketi içinde Türkiye’ye gitti.
2009 verilerine göre Türkiye’den ithalat bir milyar 200 yüz milyon doların üzerinde, ihracatımız ise yüz milyon doların altında belki de yarısı kadar.
Turizm ve eğitimden gelen paraları da hesaplasak Türkiye ile aramızdaki ticaret açığı zor kapanır.
Buna Türkiye’nin yardımlarını eklesek de denge leyhimize dönmez.
Büyük ihalelerin Türkiye’den firmalara verilmesiyle işin kaymak payının geri Türkiye’ye gittiğini, KKTC bütçesinin eğitim ve sağlık giderlerinin çok büyük payının yorumunu da bu yazıda bir dokunmalık algılayın.
* * *
Bunları söyleyip Türkiye’nin bize yaptıklarına karşı asla nankörlük yapmam. Kimse de beni Türkiye’ye karşı nankör konumuna düşüremez.
Ancak aşağılanmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sırtında asalak bir toplum görünümünü de kabul etmem.
İki de bir bilgi eksikliğiyle yapılan yardımların başımıza vurulmasını da kabul etmem olası değildir.
Türkiye’nin seksen iki ili vardır.
Bu illere devletin, bu illerin de Türkiye ekonomisine katkısı mutlaka ölçülebilirdir. TC’nin bilgi havuzunda bu bilgiler var.
Kaç il yapılan yardımdan fazlasını ticari hareketlilik içinde merkez ekonomi havuzuna geri verir?
KKTC’ye ve Kıbrıs Türkü’ne adeta hakarete varan yaklaşım içinde olanlar bunun hesabını yapmalıdır.
Kıbrıs Türkü’nün 4 milyar dolar civarındaki toplam mevduatının en az yarısı Kuzey Kıbrıs’taki TC bankaları tarafından toplanıp Türkiye’ye gönderilip orada değerlendiriliyor.
Bütün bunlar toplanıp değerlendirildiği zaman, Ömer Seyfettin’in diyet hikayesinin finaline götürmeyi çağrıştıran yaklaşımları Kıbrıs Türkü’nün hak etmediği çok açık bir şekilde ortaya çıkar.
* * *
Pek çok etkenin birleşimiyle Kuzey Kıbrıs’ta hayat pahalılığı Türkiye ortalamasının çok üzerindedir.
Zaman zaman arkadaşlar Türkiye pazarlarından sebze meyve fiyatlarını mukayeseli yazarlar, herkesin ağzı açık kalır.
Türkiye’de yiyecekten kıyafete kadar çok ucuz seçenekler var.
Geçenlerde İstanbul’da bir dost sohbetinde KKTC’de çalışanların gelirlerinin yüksekliğine geldi söz.
Bizde ve Türkiye’deki asgari ücret kıyaslaması yapılıp, “Buyur söz senin” denildi bana.
Hiç bir söz söylemeden az ilerdeki Hürriyet gazetesini uzatmalarını istedim.
... Ve fiyatı gösterdim: “50 Kr (KKTC: 1.5 TL)
Yani Türkiye’deki fiyatın üç katı.
Van, İstanbul’a göre çok uzak diye Van da gazete bizdeki fiyata satılmıyor ama.
* * *
KKTC’de sürdürülebilir bir ekonomik yapı bir gereksinimdir. Ancak doğruyu bulmak, doğruyu yapmak için gerçeği bilmek gerek. KKTC, KTHY’ye benzer. Hasan Taçoy, “Çalışan gideri sıfır olsa da KTHY kara geçmez” demişti. KKTC’nin kara delik yaratan sorunu çalışanların aldıkları maaşlar değildir. Kamudan maaş çekenler yolun sonunda sağ eliyle aldıklarını sol eliyle çarşıya veriyor. Eğer devlet para hareketinde kayıt dışılığı kontrol etse sorun büyük ölçüde aşılacak. Hükümet gelirlerini artırma konusunda yürekli olamadığı için giderleri azaltmaya çalışıyor. Eğer bunları uygulayabilirlerse kaş yapayım derken göz çıkardıklarını hep birlikte göreceğiz.
Günün sözü:
En tehlikeli olan bilmeden bildiğini sanandır