Hasan Hastürer 06.07.2010
Tok, açın halinden anlamazsa...
Eylemlerde TC elçiliğine yürünmesi rahatsızlık nedeni oluyor.
Ben de şık bulmuyorum.
Peki eylem yapanlar TC Lefkoşa Elçiliğine yanlışlıkla mı gidiyor? Hayır bilerek gidiyor.
Neden? Çünkü bize hükümet edenler acı reçetelerin ellerine Ankara’da tutuşturulduğunu söylüyor. Ankara’ya her giden gelen yakın çevresine Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in fırçalamalarını anlatıyor..
Yani Ankara, Anavatanın başkenti olmaktan çıkarıldı “Bizim IMF’nin başkenti” yapıldı.
Böyle olunca TC Lefkoşa Büyükelçiliği, sanki de Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Kuzey Lefkoşa binası gibi görülüyor.
... Bunlar Kıbrıs Türk Halkı ile Türkiye’nin her zaman mükemmel olması gereken ilişkilerini zedeler. Türkiye ile ilişkilerimizin zedelenmesini “Boşverin, bir şey değil” diye geçiştirme lüksümüz yok.
Tam da bu nedenlerle bu satırları yazıyorum.
İnsanın en temel iki gereksinimi var.
Bir... Beslenme... İki... Konut...
İkisinin de önüne sağlıklı kelimesini ekleyin.
Sağlıklı beslenme, sağlıklı konut...
Hükümetin geleceği kurtarma adına atmaya çalıştığı adım, bugünleri de vurmaya başladı. Marketler çok yakında sinek avlarsa kimse şaşmasın.
Sağlıklı beslenme de, sağlıklı konut da tehlike altındadır.
* * *
Ekonomiyle, para dünyasıyla ilgili büyük büyük mektep bitirenleri dinliyorum.
BÖYÜK mektep bitirmek başka toplumunu tanıyarak doğru reçete yazmak başkadır.
Siyasi erk, ya da karar verici konumda olanlar, kendi halkının yerine başkalarını koyarak tavır geliştirmeye, reçete yazmaya kalkarsa o toplum hapı yutmuştur.
* * *
UBP’nin şimdi yaptığı hatayı zamanında CTP de yapar gibi olmuştu.
Özelde çalışanları ya da hiç çalışmayanları kamuda çalışanlara düşman etmek.
Onlardan kendilerine destekçi yaratmak. Hem de onlara hiç bir gelecek sunmadan.
Şu an gündeme gelen önerilerin hangisi işsize ya da özel sektör çalışanına yarar sağlar?
Hiç biri.
Maliye Bakanı Sevgili Ersin Tatar açıkladı, Kuzey Kıbrıs ekonomisinin yaklaşık % 65’i kayıt dışıdır.
Devlet özel sektörün boğazını sıksın diyen yok.
En azından bu satırların yazarı olarak hiç demem.
Ancak devlet için en kolay olan kamudan maaş çekenlerin boğazını sıkmak, lokmalarını küçültmektir.
KKTC öyle bir garip devlet yapısına, karakterine sahiptir ki devlet, alacağını tahsil edemediklerinden boçlanıyor. Bir anlmada kendi alacağını borç olarak alıyor.
Böyle garagözlük dünyanın bir başka yerinde zor bulunur.
* * *
Gelelim en yakın örnek KTHY’ye..
Yüzlerce KTHY çalışanı işsizlikle yüz yüzedir.
Tokun açın halinden anlamadığı yerde insanları işssiz bırakmak çok kolaydır. Hele karar vericinin vijdani duyarsızlığı varsa çok kolaydır.
Hükümet işinden vazgeçtim, hükümet edenler çalışıp insanca yaşayacakları maaş elde edecekleri özelde iş seçeneği göstersin bu insanlara.
* * *
Özel sektörün patronlarına ağzımı açmak istemem.
Açarsam ağır konuşacağımdan ve incitici olacağımdan korkuyorum.
Ama yarası olan gocunsun.
Özel sektör devletteki çalışma albenisinin ortadan kalkmasını isterken devletten iş gücü çekme niyeti yoktur.
Özel sektör mevcut asgari ücretin kademeli değil, hızla Türkiye’nin düzeyine yani neredeyse bizdekinin üçte birine çekilmesini istiyor.
KKTC’deki asgari ücret bizim insanımız için değil Türkiye’den bize göre ucuz iş gücü temin etmek içindir.
O şartlarda Hatay’dan gelen gariban kardeşimiz işler ama Kıbrıslı Türk işlemez. İşlemez çünkü o parayla hayatını idame ettirmesi mümkün değildir.
Zaten bizim iş dünyamız işini kaybetme noktasında olan yüzlerce insanımıza, “Merak etmeyin, kapılarımız size açık” diyebiliyor mu?
Yoksa iş dünyamız için çalışanın kendi topraklarının insanı olmasından önce kaç paraya çalışmayı kabul ettiği mi önemlidir?
* * *
Dünkü eylemler sırasında Ticaret Odası binasının hedef alındığını Ticaret Odası’ndan yapılan açıklamadan öğrendim.
Hiç bir neden böyle bir saldırıyı haklı kılmaz.
Basit gibi de algılanmamalı.
Tehlikeli yan toplumun gerek bireysel, gerekse kurumsal yapılarıyla hızla kamplaşmaya gittiğidir.
Son Ankara ziyaretinde Ticaret ve Sanayi Odalarına, Türkiye Hükümet yetkililerinin neler söylediğini biliyoruz.
Ankara’da bazıları karşılarında her Kıbrıslı Türk gördüğü zaman eleştiriden öte aşağılamayı, hakaret etmeyi alışkanlık haline getirmiştir.
Söylenenlerin içinde doğru saptamalar yok mu? Mutlaka vardır. Ancak bunun ifade edilmesinin de bir adabı mutlaka vardır.
Bu satırların yazarı olarak hükümet edenlere en ağır eleştiriyi yaparım. Ancak toplumsal yapımızın dışında Türkiye’nin Cumhurbaşkanı da olsa Kıbrıs Türküne hakaret edip, aşağılayıcı tavır koysa mutlaka ama mutlak terbiyemi bozmadan söz alıp “Katkı koymak isterim” deyip gerekli söz hakkımı kullanırım.
Bizimkiler Ankara’ya sanki de toplum adına şamar yemeye gider.
Be kardeşim bu toplum kimseye kendi adına şamar yeme yetkisi vermedi.
Eğer söylenenlere söyleyecek sözünüz, bilgilendirici birikiminiz yoksa götürün bizi anlatalım.
* * *
Eylemlerde TC elçiliğine yürünmesi rahatsızlık nedeni oluyor.
Ben de şık bulmuyorum.
Peki eylem yapanlar TC Lefkoşa Elçiliğine yanlışlıkla mı gidiyor?
Hayır bilerek gidiyor.
Neden?
Çünkü bize hükümet edenler acı reçetelerin ellerine Ankara’da tutuşturulduğunu söylüyor. Ankara’ya her giden gelen yakın çevresine Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in fırçalamalarını anlatıyor..
Yani Ankara, Anavatanın başkenti olmaktan çıkarıldı “Bizim IMF’nin başkenti” yapıldı.
Böyle olunca TC Lefkoşa Büyükelçiliği, sanki de Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Kuzey Lefkoşa binası gibi görülür.
... Bunlar Kıbrıs Türk Halkı ile Türkiye’nin her zaman mükemmel olması gereken ilişkilerini zedeler. Türkiye ile ilişkilerimizin zedelenmesini “Boşverin, bir şey değil” diye geçiştirme lüksümüz yok.
Tam da bu nedenlerle bu satırları yazıyorum.
Günün sözü:
Gerçeği görmeyen, doğruyu bilemez