Hasan Hastürer 05.07.2010
En sıcak haftaya girdik...


UBP, rüzgara karşı tükürdü mü?Evet tükürdü.
UBP, toplumun üzerine lambasuyu döktü mü? Evet döktü.
UBP’nin toplumsal duyarlılığı hiçe sayan çıkışına karşı bu gün eylem bombasının pimi çekilecek.
Hafta sonu toplumun değişik kesimlerinin nabzını tutmaya çalıştım. Çok açık olarak gördüm ki UBP’ye karşı kendi müttefiklerinin bile tepkiden öte öfkesi var.
UBP’ye yakın bazı çevreler, “Üç beş sendika yöneticisinin dışında katılım olmayacak” diyor. Anlaşılan bu insanlar toplumun içine çıkmıyor.
UBP, tuttuğu bu yolla, kendine destek veren örgütleri de karşısına alıp, toplumun en geniş tabanlı mühalefet cephesini oluşturduğunun farkında değil.
UBP, topluma yok sayarak hareket etmeyi denerse yaşanacakları düşünmek bile istemiyorum.

Bütün gün bu satırları yazıp yazmama konusunda gel gitler yaşadım.
Şu an saat 23.17.
Gazeteye yazım için geç sayılacak bir başlangıç.
Ama çok iyi biliyorum ki bugün başlayacak hafta Temmuz ayının değil belki de uzun yılların en sıcak haftası olacak.
UBP, 14 ayda iki buçuk seçim kazandı.
Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini tam, yerel seçimleriyse yarım kazandı.

UBP yaklaşık iki senedir yalnız seçimleri düşünür.
Seçimleri düşünmek demek, kendilerini düşünmek demektir.
Kendilerini düşünürken doğal sonuç olarak toplumla bağları koptu.
İnsanların hızla “kandırılmışlık” duygusuna kapılıp tepki içine girdiğini göremediler.

Tepki karşısında duyarsızlığın bir sonraki aşamasının öfke olduğunu algılayacak alt yapıları olmadığı da ortada.
Doktor, tıbbi müdahale ne olursa olsun hastasıyla iyi bir diyalog içine girer. Hastayla tedavinin neredeyse tüm kademesini paylaşır.
Hasta da kendi iyliği için o tedavinin acısını, zorluğuna katlanır.
Teşbihte hata olmaz, hatasız teşbih olmaz.
UBP, toplumla hiç konuşmadan, konuştuğu zaman da gerçeği seslendirmeyen bir anlayışla toplumun kaderiyle tehlikeli bir şekilde oynamayı deniyor.

*             *           *

UBP hükümeti kamuda maaş düzenlemesine yönelirken toplumun reaksiyonunu bir test etti.
Kamuya sonradan girecekleri kapsar denilerek aktif çalışanların tepkisi etkisizleştirildi. GÖÇ YASASI duyarlı örgütlerin tepkisine rağmen sürdürüldü.

UBP’nin seçim döneminde verdiği sözlere sadık kalmayacağı ortaya çıktığı zaman gidilecek köyün minareleri görüldüydü aslında.
KTHY konusunda toplumun duyarlılığı okunamadı...
Hükümet edenler KTHY’nin ne olduğunu, ne demek olduğunu anlamadı.
Bir okuyucudan gelen bir mektubu bu aşamada sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Avrupa Birliği hukuk prensipleri ve organizasyonları liberal ekonominin gelişmesi ve internal market yani iç pazarın ekonomik değerlerle en etkin şekilde yaşatılması ile doğmuş bir organizasyondur. Bu amaçla ekonomik eşitlik ve etkili bir pazarın temel hamuru rekabet edilebilir şartların yaratılmasıdır. Aynı pazarda veya aynı coğrafyada rekabet eden devlet ve özel sektörün aynı şartlarla rekabet etmesi ve devletin KİT`lerinin devlet olanaklarını kullanarak özel sektör üzerinde etkinliğini kullanmaması hedeflenmektedir. Devlet yardımları bu hedefe ulaşmak için devlet kurumlarına yasaklanmıştır.

Devlet yardımları ancak yeni üye olan devletlerin veya mevcut üyelerin ekonomik dezavantaj yaşayan bölgelerinin güçlendirilmesi ve diğer ülke veya bölgelerle ayni şartlara ulaştırılması amacıyla izin verilmektedir.
Bu iki durumun dışında bir diğer özel hal ise dezavantaj yaşayan sektörlere devlet yardımları yapılmasıdır. AB 60 yıllık yolculuğunda sektör olarak tek milli havayolu şirketlerini bu kapsama dahil etmiştir. Bu konuda ciddi tartışmalar yaşansa, diğer havayolu şirketleri tarafından dava konusu yapılsa da gerek AB idari yapısı gerekse AB Adalet Divanı özel hava yolu şirketleri ile dezavantaj yaratan bu yardımlara izin vermiştir. Devletlerin hukuk ve yönetim üniversitesi olan AB buna neden izin vermiştir? Gerekçeler özetle şöyle sırlanmaktadır;

1-Bayrak taşıyıcı havayolu o ülkenin simgesidir.

2- Bayrak taşıyıcı havayolu o ülkenin gururudur.

3-Bayrak taşıyıcı havayolu özel şirketlerin karlı olmadığı bölgelere de milli havayolu olması münasebeti ve kamu menfaati için zararına uçmaktadır ve uçacaktır.

4-Yukarıda belirtilenlerle halkını dünyaya bağlamaktadır.

5- Özel havayolu şirketlerinin zora girmesi ve sektörün ciddi sorunlar yaşaması ve etkilenmesi durumlarında da milli havaylu uçmaya devam edecektir.

Özetle sıralanan gerekçeler AB mahkemelerinde veya kurumlarında çok tartışılmıştır. Mesela ünlü ingiliz işadamı Richard Branson`un sahibi olduğu Virgin Atlantic British Ariways`ı Amerika hattındaki haksız rekabet nedeniyle dava etmiştir. AB Virgin Atlantic`e İngiliz Havayolu İngilizleri Amerikanın her noktasına bağlamaktadır ama sizin şirketiniz sadece New York, Los Angeles gibi karlı hatlarda uçmaktadır, İngiliz Havayolu sizden farklı olarak uçtuğu her noktada kar etmemektedir ve kar etme amacı da gütmemektedir cevabını vererek davasını reddetmiştir.   

Air France şirketi 3 kez Fransız devleti tarafından kurtarılmıştır ve 3 kez daha batsa Fransız devleti gözünü kırpmadan kurtarmaya hazırdır. Alitalia Avrupanın en kötü yönetilen ve en çok zarar eden şirketlerinin başında gelmektedir. İtalyan devleti bütün itirazlara rağmen bu şriketi gözden çıkarmamaktadır.

Son günlerde birçok kişiden yorum okumaktayım; biz yönetemedik öyle yaptık böyle yaptık batırdık. Ama kendi havayolu batan ilk ülke biz değiliz. Fransa, İngiltere ve İtalya ve hatta Almanya bu sorunları yaşamış ve zaman zaman yaşamaya devam etmektedir. Bunları söylemekle KTHY`nin kötü şekilde yönetildiğini ve popülize edildiğini gözden kaçırmaya çalışmamaktayım. Gerçekte KTHY tecrübelerden ders alınarak yaşatılması gerekli KKTC`nin 1 numaralı kurumudur. Biz toplum olarak kendimizi kompleks içine sokmayalım. Dünyayı yöneten İngilizler British Airways`ı yönetmekte zorluklar yaşamaktadır. Avrupa`nın en büyük şirketlerinin sahibi olan Fransızlar (Airbus, Total, France Telecom, Orange) Air France`ı 3 kez batıra bilmişlerdir. Kimse Kıbrıs Türkünü suçlamasın ve iftira atmasın. Kıbrıs Türk halkı yıllarca bu şirketi yönetmiştir ve gerekli önlemler alınması halinde yönetebilecek kudrete haizdir.

KTHY, Avrupa’nın yukarıda belirttiğim şirketleri gibi güçlendirmek amacıyla kısmen özelleştirilebilinir. Air France, British Airways ve Türk Hava Yolları hisseleri halka arz edilmiş yani kısmen özelleştirilmiş şirketlerdir. Bu yapılırken hisselerin çoğunluğu belirtilen gayeler ve gerekçeler için devlette kalması kaçınılmazdır. Simgesini ve gururunu koruyamayan bir devlet yarın bayrağını da bir şirketin logosu olmak üzere satabilecek duruma düşebilir.

KTHY olayının ekonomik yönü yanında siyasi yönü de mevcuttur ve daha da önemlidir. Güney Kıbrıs ile kendi devleti var olacağı ve iki devletli çözüm parametreleri ışığında Kıbrıs sorunun çözüleceği iddiasında olan bir politik zihniyet kendi devletinin temel simgesini ortadan kaldırırsa görüşme masasında rumlarla hangi devleti temel alarak pazarlık yapacaktır.

Sayın Denktaş`ın sözüne atıfta bulunarak bu işte Orams`dan daha beter sonuçlar bizi beklemektedir.
Yıllarca direkt uçuş kavgası veren ve bu yolda dava açıp milyonlar harcayan halkımız bu argumanını hangi temelde ileri götürecektir. Hangi hava yolu şirketi direkt uçuş talebi ile Kıbrıs Türk halkı adına siyasi ve hukuki mücadele yapacaktır ve yapmaya hakkı olacaktır. Tanınmamış bir devlet olarak kendi ismimizde bir havayolunun İngiltere ve diğer ülkelerin semaların ve havaalanlarından yokoluşu hangi dostumuzu sevindirecektir.

İsmimimizin buralarda olması bile bizim gibi tanınmamış toplumda büyük önemi ve gurur kaynağı olan manevi ortamı nasıl yaratılacaktır?
Değil 100 milyon dolar, 1 milyar dolar dahi bunu geri getirmeye yeterli değildir. Orams davası dışta aleyhimize olan ve içte bizi kenetleyen bir olaydı. KTHY olayı ise hem içte hem dışta bizim aleyhimize olan ve bizim dağılışımıza sebebiyet verecek bir olaydır. Bu nedenle Oramsa davasından beter bir durumdayız.   Bunu tarih bize yaşatacaktır.”

*              *           *

Bu köşede hep uyarıcı oldu.
Bunu toplumsal kazanım amaçlı yaptım her zaman.
10 Haziran 2010’da “UBP Hükümeti Rüzgara karşı tükürüyor” diye başlık attım.

O yazımda, “Hükümet, işletme ortaklığı adı altında Atlasjet ısrarını sürdüreceğini açıklıyor.
Kim ne derse desin Atlasjet’e sunulan öneri paketi süreç içinde KTHY’nin yutulması içindir.
Atlasjet, KTHY’yi adam edip Kıbrıs Türküne iade edecekmiş!!!
Hadi canım sen da... KELİN İLACI OLSA KENDİ BAŞINA SÜRER.
Bu operasyon “HAYIR AMAÇLI” bir operasyon olsa taraf yapılacak olan şirket ikilemsiz Türk Hava Yolları olurdu.

Uzun bir zamandır KTHY’nin yutulacak konuma gelmesi için ne gerekirse yapıldı.
İrsen Küçük’ün başbakanlığındaki UBP hükümeti Kıbrıs Türkünün bütün kişilik değerlerini yok etmek için bütün hatalı kararları verecek zayıflıktadır.
Hükümet demek, çare üretmek demektir.
Hükümet demek, kriz dönemlerinde becerinin en iyisini göstermek demektir.

Hükümet demek, seçim zamanı söylemediği hiç bir şeyi yapmamak, söylediklerini yapmak demektir” dedikten sonra ekledim: “UBP Hükümeti, KTHY konusunda RÜZGARA KARŞI TÜKÜRÜYOR. Bunun ısrarı kritik meclis aritmetiğinde UBP’yi azınlıktan öte yalnızlığa taşır. Kendini dört yıl daha hükümete şartlandıran UBP, yeni katılımlar beklerken kendi içinden fire verir. O fireler yeni hükümet olasılığına kapı açıp UBP’yi dağıtır. UBP, inadını sürdürsün yaşanacakları hep birlikte göreceğiz.”

*             *          *

Beş gün önce 1 Temmuz Perşembe günü UBP’yi uyarıcı bir başlık attım yine: “UBP, toplumun üzerine lambasuyu döküyor”.
... Yazımın özünü şu bölüm yansıtmaya yetiyordu:
“Emeklilerden vergi alınırdı, alınmazdı tarışması bugün için yazımın dışındadır.

Okurlar mutlaka farkındadır, uzun zamandır siyasi ahlak üzerinde inatla duruyorum.
KKTC’nin Başbakanı olmak önemli bir şey olmalı.
O makama oturan kişi de ne konuştuğunu bilecek. Ağzından çıkan senet olacak.
Aynısı hiç kuşkusuz Maliye Bakanı için de geçerlidir.
Maliye Bakanı yazılı, Başbakan da sözlü olarak EMEKLİLERLE DALGA MI GEÇTİ?

Hiç kuşkusuz bu ilk kez olmuyor.
Bu köşede 28 Haziran’dan sonra yaşanacaklara işareti çok açık olarak yaptım.
UBP, toplumun üzerine lambasuyu döküyor.
Düne kadar sendikal eylemlere sendikaların ancak yöneticileri katılırdı. UBP hükümeti bu kafada gitmeye devam ederse meydanlar insanları gene sığmayacak, sosyal patlama olacak... Olabilir demiyoruum, olacak..”


*             *           *

UBP, rüzgara karşı tükürdü mü?Evet tükürdü.
UBP, toplumun üzerine lambasuyu döktü mü? Evet döktü.
UBP’nin toplumsal duyarlılığı hiçe sayan çıkışına karşı bu gün eylem bombasının pimi çekilecek.
Hafta sonu toplumun değişik kesimlerinin nabzını tutmaya çalıştım. Çok açık olarak gördüm ki UBP’ye karşı kendi müttefiklerinin bile tepkiden öte öfkesi var.
UBP’ye yakın bazı çevreler, “Üç beş sendika yöneticisinin dışında katılım olmayacak” diyor. Anlaşılan bu insanlar toplumun içine çıkmıyor.
UBP, tuttuğu bu yolla, kendine destek veren örgütleri de karşısına alıp, toplumun en geniş tabanlı mühalefet cephesini oluşturduğunun farkında değil.
UBP, topluma yok sayarak hareket etmeyi denerse yaşanacakları düşünmek bile istemiyorum.

Günün sözü:

Halka sırtını dönen, halkı tokatıyla kendine gelir


Abdest alan donuna, namaz kılan canına / 09.09.2010 / Hasan Hastürer
Çakıcı’yı yargısız infaz etmem... / 08.09.2010 / Hasan Hastürer
Siyasetten yoksun siyaseti, izlemek... / 07.09.2010 / Hasan Hastürer
Ayinesi iştir Suat Hoca’nın... / 06.09.2010 / Hasan Hastürer
Lurucina’dan Akıncılar’a hüzünlü yolculuk sürerken.... / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem gurur duydum, hem de üzüldüm / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Yaşama sahip çıkmak nedir? / 03.09.2010 / Hasan Hastürer
Küçük ama anlamlı adımlar (*) / 02.09.2010 / Hasan Hastürer
On iki ay ve her yerde turizm... / 01.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem sağlık ve hem cep için tehdit... / 31.08.2010 / Hasan Hastürer
Tavuk etinin de tadı tuzu kalmadı... / 30.08.2010 / Hasan Hastürer
Altmış dokuz yaşında deli dolu bir yürek... / 29.08.2010 / Hasan Hastürer
“Bu mahcubiyet bitmeli..” / 27.08.2010 / Hasan Hastürer
Yazıklar olsun bunlara!!! / 26.08.2010 / Hasan Hastürer
Bekara eş boşamak kolaydır... / 24.08.2010 / Hasan Hastürer
Bu gidişatın sonu üniversitelerimizin cenaze namazıdır... / 23.08.2010 / Hasan Hastürer
Bir bilenle konuşmanın farkı... / 22.08.2010 / Hasan Hastürer
Dünya standardında banka olmak... / 21.08.2010 / Hasan Hastürer
Yanarım yanarım, neye yanarım bilir misiniz? / 20.08.2010 / Hasan Hastürer
İddaa, gözünü KKTC’ye dikmişken... / 19.08.2010 / Hasan Hastürer
Utanma duygusu insana mahsustur / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
Aralık, kapının ardında... / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
“Denktaş Bey’den sonra halimiz ortada...” / 16.08.2010 / Hasan Hastürer
Bağışıklık kazanmak büyük tehlike... / 15.08.2010 / Hasan Hastürer
Mehmet Tancer, bu rezilliği zor kaldırır diye düşünüyorum... / 14.08.2010 / Hasan Hastürer
Genel istek üzerine “Politikanın Fahişeleri” / 13.08.2010 / Hasan Hastürer
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın penceresinde... / 12.08.2010 / Hasan Hastürer
Eğer KKTC Hukuk Devletiyse... / 11.08.2010 / Hasan Hastürer
Son sözü yargı söyleme noktasına yürünürken... / 10.08.2010 / Hasan Hastürer
Düşmanlık ezeli ve ebedi olmamalı... / 09.08.2010 / Hasan Hastürer
Google