Hasan Hastürer 03.07.2010
Herkes başının çaresine mi baksın?...


Güvenin sarsıldığı yerde adım adım kriz tırmanması yaşanır.
Tırmanan kriz de, zamanında toplumla barışık çözüm bulunmazsa kaosa dönüşür.
Korkum hızla kaosa doğru gitmemizdendir.
Bir KTHY sorununda krizi başarılı yöneticilikle aşamayan bir siyasi erkin, gerilimle tırmanan öteki konularda başarılı olma şansı yok denecek kadar azdır.
Güven yıkıldığı an siz istediğiniz kadar “Emekli ikramiyesine dokunmayacağız” deyin bir müddet sonra işe yaramayacak.
Parası İhityat Sandığında olanlar da küçük faiz albenisine rağmen parasını çekmek için İhtiyat Sandığının kapısına dayanacak.
Bunların sorumlusu da güveni yıkanlar olacak.


Dün sabahın ilk telefon konuşmamı hızla mazi yapılmak isten Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın uçma şansı elinden alınan bir pilotuyla yaptım.
“ Bir telefon mesajıyla daha da belirsiz bir konuma itildik. Pek çok pilot arkadaş gibi ben de oturup beklemek yerine arayışa girdim ve Sunexpress’le anlaştım. Ancak KTHY’deki dosyamı almam gerek. Kapıların bizlere kapalı. Bu konuda muhatap olacak hiç bir yetkili yok. Bu arada kaç zamandır maaş alamıyoruz. Alacaklarımız birikti. Siz bu ülkeyi iyi biliyorsunuz. Ne yapmamı öneriyorsunuz?”
Sevgili Kaptan, konuştu... Daha pek çok konuya dokundu... En son, “Kusura bakmayın Afrika kabileleri bile böyle aciz insanlar tarafından yönetilmiyor” dedi.
Kıbrıslı bir Türk olarak, hiç suçum olmamasına rağmen, dinlediklerim karşısında utandım.
Çaresiz bir yaklaşım yanımasıyla, “Ne diyeyim sevgili kaptan, haklısın” deyip son noktayı koydum.
*               *               *
KTHY olağanüstü bir dönemden geçiyor.
Siyasi erk çareyi KTHY’yi ortadan kaldırmada bulmuştur.
Bir anlamda yapılmak istenen doktor gelmeden “öldü” diyerek hızla defin işlemlerini yapmaktır.
Bazıları ölen kişinin eşyalarını ortadan kaldırmaya çalışır ya bizim siyasi erkimiz de ne söylerlerse söylesinle öyle davranıyor.
Halbuki gelişmelerden etkilenenler insandır.
Bu insanların ailevi sorumlulukları, parasal mükellefiyetleri vardır.
Aylardır bu insanlar doğru dürüst maaş almıyor.
Bir Allahın kulu da çıkıp, “Be eşşek, be köpek başları KTHY’den alacaklarınız, maaşlarınız şu zaman ödenecek” demiyor.
Yöneticilik makam odasında, kocaman masanın arkasına, rahat bir koltukta oturup yakın çevrenize sanal hava atmak değildir.
Yöneticinin yöneticiliği kriz döneminde ortaya çıkar.
Kabaca bir benzetme daha yapayım.
İyi cerrah hastanın organını kolay gözden çıkarmaz, koluncu bacağını kesip atmaz. Kötü cerrah kasap gibidir, tedavi edicilik yerine kasap gibi kesip atıcıdır.
Şu an KTHY’de izlenen politika kasap politikasından da beterdir.
Tasını tarağını toplayıp gitmek isteyenler bile gidemiyor.
*               *            *
... Ve Dubai’den Emre Ünel Kaptan aradı... “Yazılarını her gün okuyup senle Kıbrıs’ı takip ediyorum” dedikten sonra ekledi: “ Geçen akşam Londra’dan Dubai’ye uçarken 10 bin 500 metre yüksekten Güzelyurt Körfezinden adaya giriş yapıp, Güney Lefkoşa’dan geçip yoluma devam ettim. Açık bir hava ve St Hilarion’un ışıklandırılması dahil her şey görünüyordu. Kuzey Kıbrıs’a baktım ve KTHY’nin içine düşürüldüğü durumu düşündüm ve bir cenaze evine bakar gibi hissettim. Duyorum KTHY’nin çok iyi pilotları Kore Hava Yolları dahil pek çok hava yolu şirketine gidiyor. KTHY’ye resmen yazık etti ülkeyi yönettiğini zanedenler. Görünen o ki sadece KTHY’de değil KKTC’de herkes kendi başının çaresine bakacak.”
*              *            *
Bu satırların yazarı olarak siyasi erki elinde tutanlara hep objektif davrandım. İyiye iyi, kötüye kötü dedim.
Hiç önyargılı olmadım.
En değerli olan toplumdur, insanımızdır.
İnsanımıza iyiyi, güzeli yaşatanlara siyasi rozetine bakmadan alkış tuttum, tersini yapanlara da rozetine bakmadan halk adına tavır koydum.
Bu gün de yaptığım farklı değildir.
Ve inanıyorum ki ben ve benim gibi davrananlar siyaset dünyasına ve siyasi erki elinde tutanları en büyük iyliği yapıyoruz.
*               *               *
Güvenin sarsıldığı yerde adım adım kriz tırmanması yaşanır.
Tırmanan kriz de, zamanında toplumla barışık çözüm bulunmazsa kaosa dönüşür.
Korkum hızla kaosa doğru gitmemizdendir.
Bir KTHY sorununda krizi başarılı yöneticilikle aşamayan bir siyasi erkin, gerilimle tırmanan öteki konularda başarılı olma şansı yok denecek kadar azdır.
Güven yıkıldığı an siz istediğiniz kadar “Emekli ikramiyesine dokunmayacağız” deyin bir müddet sonra işe yaramayacak.
Parası İhityat Sandığında olanlar da küçük faiz albenisine rağmen parasını çekmek için İhtiyat Sandığının kapısına dayanacak.
Bunların sorumlusu da güveni yıkanlar olacak.
*               *             *
Dün yine Avusturya’da yaşayan bir Kıbrıslı Türk aradı.
Geriye dönüşü düşündüğünü belirtip yakın geleceği nasıl gördüğümü söyledi.
Net bir yanıt verdim, “Belirsizlik ve kaos riski.”
KKTC’de develetle bağlantılı bir şey yoksaya vurgu yapıp, o durumda bir dönüş yapacaksa, “HOŞGELDİ SEFA GELDİ” dedim.
*             *            *
“Geçmişte şöyle olduydu, böyle olduydu” bunları artık hikaye kadar bile değerli değildir
Siyasi sorumluluk taşıyanlarla ilgili iyimser beklentimin ilk verisi nedir bilir misiniz?
Enkaz edebiyatı yapıp yapmamaları.
Enkaz devraldık edebiyatı yapan iktidarların başarılı olduklarına anısmadığım zaman dilimleri içinde hiç tanık olmadım.
Enkaz edebiyatı, “Ben bu şi başaramayacağım ama suç bende değil benden öncekilerdedir” diyerek yolun başında başarısızlığa ülkeyi mahkum etmektir.
Böyle bir anlayış sağlıklı bir anlayış değildir.
*              *            *
İş dünyasının açıklamalarını okudum. Çok kritik bir sürece girdik. Bu süreçte uzlaşı ve sağduyu için katkı koyacaklara da gereksinim var. İş dünyası benzer tavrı eskiden de yaptı ve çalışanlarla karşı karşıya geldiler, bazı sendikalar karşılarında gördükleri iş dünyasının ürünlerine boykot noktasına kadar geldi. Bu noktada bu kısa vurguyu da yapmak istedim.

Günün sözü:

Güven yıkılırsa, yıkılmayan kalmaz
Abdest alan donuna, namaz kılan canına / 09.09.2010 / Hasan Hastürer
Çakıcı’yı yargısız infaz etmem... / 08.09.2010 / Hasan Hastürer
Siyasetten yoksun siyaseti, izlemek... / 07.09.2010 / Hasan Hastürer
Ayinesi iştir Suat Hoca’nın... / 06.09.2010 / Hasan Hastürer
Lurucina’dan Akıncılar’a hüzünlü yolculuk sürerken.... / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem gurur duydum, hem de üzüldüm / 04.09.2010 / Hasan Hastürer
Yaşama sahip çıkmak nedir? / 03.09.2010 / Hasan Hastürer
Küçük ama anlamlı adımlar (*) / 02.09.2010 / Hasan Hastürer
On iki ay ve her yerde turizm... / 01.09.2010 / Hasan Hastürer
Hem sağlık ve hem cep için tehdit... / 31.08.2010 / Hasan Hastürer
Tavuk etinin de tadı tuzu kalmadı... / 30.08.2010 / Hasan Hastürer
Altmış dokuz yaşında deli dolu bir yürek... / 29.08.2010 / Hasan Hastürer
“Bu mahcubiyet bitmeli..” / 27.08.2010 / Hasan Hastürer
Yazıklar olsun bunlara!!! / 26.08.2010 / Hasan Hastürer
Bekara eş boşamak kolaydır... / 24.08.2010 / Hasan Hastürer
Bu gidişatın sonu üniversitelerimizin cenaze namazıdır... / 23.08.2010 / Hasan Hastürer
Bir bilenle konuşmanın farkı... / 22.08.2010 / Hasan Hastürer
Dünya standardında banka olmak... / 21.08.2010 / Hasan Hastürer
Yanarım yanarım, neye yanarım bilir misiniz? / 20.08.2010 / Hasan Hastürer
İddaa, gözünü KKTC’ye dikmişken... / 19.08.2010 / Hasan Hastürer
Utanma duygusu insana mahsustur / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
Aralık, kapının ardında... / 17.08.2010 / Hasan Hastürer
“Denktaş Bey’den sonra halimiz ortada...” / 16.08.2010 / Hasan Hastürer
Bağışıklık kazanmak büyük tehlike... / 15.08.2010 / Hasan Hastürer
Mehmet Tancer, bu rezilliği zor kaldırır diye düşünüyorum... / 14.08.2010 / Hasan Hastürer
Genel istek üzerine “Politikanın Fahişeleri” / 13.08.2010 / Hasan Hastürer
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın penceresinde... / 12.08.2010 / Hasan Hastürer
Eğer KKTC Hukuk Devletiyse... / 11.08.2010 / Hasan Hastürer
Son sözü yargı söyleme noktasına yürünürken... / 10.08.2010 / Hasan Hastürer
Düşmanlık ezeli ve ebedi olmamalı... / 09.08.2010 / Hasan Hastürer
Google