Hasan Hastürer 02.07.2010
Erken seçim şart oldu...
Gelinen noktada hükümet edenlerle, hükümeti yaratan Meclis iradesiyle toplumun eğilimleri, tercihleri, beklentileri hızla farklılaşıyor, karşı karşıya gelir. Bu noktada halkı karşısına alarak, halka rağmen hükümet etmek demokrasiyi zorlamak, temsili demokrasiye aykırı davranmaktır. CTP, benzer paketi uygulamak istemedi seçimi gitti. UBP umut vererek geldi, söyledikleriyle yapmaya çalıştıkları buluşmuyor. Bu durumda halkın verdiği yetki sonlanmıştır. Yapılacak tek şey hızla erkene seçime gitmek ve halka ekonomik olarak ne yapılacağı açık açık söylenerek oy talep etmektir.
UBP’den biriyle konuşuyorum.
“ UBP şimdi yaptıklarını milletvekili seçimlerinden önce, kampanya döneminde söylemedi. Hatta tam tersi söyledi. Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde de iddiaları yalanladı. Yerel seçimler öncesinde de Bakanların kurulunun acı reçetesinin sinyalini vermedi. Seçimlerin üç gün sonrası bu kararları ahlaki buluyor musun?” diye sordum.
İnce bir kahkaha atıp yüzüne tanımlamakta zorlandığım bir ifade koyduktan sonra aynen şunları söyledi: “ Hasan Hastürer, sen bizi ahmak mı sanıyorsun? Seçimden önce bunları söyleyip de seçimi mi kaybedecektik?”
* * *
UBP’li bu noktada doğru söylüyordu.
UBP ahmaklık yapmadı.
Ama halkı, seçmeni ahmak yerine koydu.
2009 Nisan’ında Milletvekilliği seçiminde Kıbrıs konusu hiç önde olmadı.
Ekonomik konulardı önde olan.
UBP’nin şimdi hızla gündeme getirdiklerinin kırıntısı o zaman gündeme gelmiş, sendikalar ayağa kalkmış, UBP tam kadro sendikaların tepkisinin yanında, saflarında yer almıştı.
Dahası seçimlere çok az kala o dönem UBP Genel Başkanı olan Derviş Eroğlu’nun imzasıyla kamuda örgütlü iki büyük sendikaya yazılı güvence verilmişti.
Kısacası köprü geçilirken herkese dayı muamelesi yapıldı.
Bırakın bireyleri sendikal örgütler bile “dayı” iken “ayı” olmak için bir tek “d” harfinin eksilmesinin yettiğini göremedi, bilemedi.
* * *
Dün ayrıntılarıyla yazdım.
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinden başlayarak emeklilere vergi alınmayacağı konusunda güvence verildi.
Maliye Bakanı Ersin Tatar, yazılı olarak da bu güvenceyi verirken tabii ki kendi keyfiyle o mektubu vermedi.
Bugünün Cumhurbaşkanı o günün Başbakanı Derviş Eroğlu, “Yaz mektubu ve ver” dedi, Ersin Tatar da yazıp verdi.
Sıkıntıları bilen Ersin Tatar, 28 Mayıs’ta İstanbul’a uçarken yaptığımız sohbette bu konuları irdelemişti. Ertesi günkü yazımda şu bölüm vardı: “Tatar, KKTC'deki emeklilik uygulamalarının dış dünyadan dikkat çeken farklılıklar taşıdığını, bunun Türkiye'de de dillendirildiğini belirtip, şunları ekledi: “ Maliye Bakanı olarak kimsenin maaşında gözüm olamaz. Yoktur da. Ancak sıkıştığımız zaman bize yardım eden Anavatan Türkiye'den yetkililerin kendileriyle KKTC'deki uygulamayı kıyasladıkları da bir gerçek. Örneğin emeklilik noktasına yakın olan Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Şakir Fakılı, emekli maaşının 2 bin 700, emekli ikramiyesinin de 55 bin TL olduğunu söyler. Benzer konumda bizdeki bir kamu görevlisinin emekli maaşı 6 bin, ikramiyesi de 300 milyon TL'nin üzerindedir.”
Bir anlamda Tatar, öteki siyasilere göre daha dürüst davranmıştı.
* * *
Şu anki UBP hükümeti Nisan 2009’da yapılan milletvekilliği genel seçimi sonrasında ortaya çıkan iradenin hülümetidir.
İrsen Küçük’ün başbakanlığı yeni ve farklı bir iradeyi temsil etmiyor.
Bu hükümet seçim zamanı UBP, seçim bildirgesi dahil, o dönemde halka ne söz vererek oy istediyse onlara uymak zorundadır.
Halk o söylenenlere inanarak UBP’ye oy verip, yetki verip iktidara taşıdı.
UBP o seçim döneminde ekonomik konulara vakıf olduğunu ve paketlere gerek olmadan, kimsenin mevcut durumuna dokunmadan çare üreteceğini söylüyordu.
“Nedir bu sihirli ekonomik projeler?” diye sorulduğu zaman “Seçimden sonra görürsünüz” deniliyordu.
Şimdi uygulamaya konulanlar mı o sihirli ekonomik projeler?
* * *
UBP’nin şu an için 24 sandalyesi var.
Eğer niyetleri Ankara’ya, “Biz elimizden geleni yapmak istedik ama meclis sayımızı yetmedi” demekse bekleyip göreceğiz.
Bu bir olasılık.
İkinci olasılık ise UBP’ye koalisyon hesaplarıyla birilerinin destek vermesi.
Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın dün TAK’a yaptığı açıklamanın haberinde şu bölüm dikkat çekicidir:
“Tatar, “tüm bu düzenlemelerin uygulanması için yasa ve yasa için de Meclis desteği gerekir. Bu desteğiniz var mı” sorusuna ise, “Destek için girişim yapacağız, koalisyon arayışı da olabilir” dedi. Tatar, “DP desteğini çektiğini açıkladı. Şu ana kadar karşı çıkmayan tek parti ÖRP. Destek verebilir mi” sorusuna da, “Evet” karşılığını verdi.”
... ÖRP bunu yapar mı?
Yapmamasını dilerim.
Yaparsa ne aklıma gelir diye düşündüm bu satırları yazarken.
Ve aklıma 8 Eylül 2006’da “Meral Hanımın da itirazı var!!!” başlıklı yazımdan şu bölüm geldi:
“Kanal T’deki program sonrasında cevapsız aramalarda UBP’de 22 yıl başkanlık yapan Derviş Eroğlu’nun kızı Haslet Eroğlu’nun da numarası vardı. Tanımadığım öteki numaraların kime ait olduğunu doğal olarak bilemedim. Haslet Eroğlu ile konuştuk annesi Meral Eroğlu’nun da aradığını söyledi. Siyasi yaşamımızda kendine özgü çizgisiyle izi olan Meral Eroğlu ile telefonda konuştuk.
Aramızda şöyle bir diyalog geçti.
- Yazılarında kullandığın bir ifadeye itirazım var Hasan Bey.
- Hangi ifadeye ya Meral Hanım?
- Partisinden çıkar için istifa edecek olanlar için Politikanın Fahişesi diye bir ifade kullanın.
- Evet kullanıyorum.
- Böylesi ahlaksız bir duruş sergileyenler için niçin kadın kökenli bir benzetme kullanıyorsun?
- Peki sizce daha doğru olan hangi tanımlama olurdu?
Meral Eroğlu, “erkek kökenli de uygun isimlendirme var” dedi ama cümlenin devamını getirmede tereddüt geçirdi.
Söylemek istediğini çok iyi anlamıştım.
Meral Eroğlu’na göre “Politikanın Fahişeleri yerine daha uygun olan Politikanın ....’ları ifadesiydi.
Gülüştük ve devamında şu soruyu sordum.
- Bu tanımlamayı uygun bulduğunuz milletvekillerinin siyaset dünyamızda yer almasında eşiniz Derviş Eroğlu’nun ve bir anlamda sizin de payınız yok mu? Nereden bulduğunuz bu en cinsleri?
Meral Hanım tek kelimelik bir yanıt verdi: “Haklısın.”
* * *
Gelinen noktada hükümet edenlerle, hükümeti yaratan Meclis iradesiyle toplumun eğilimleri, tercihleri, beklentileri hızla farklılaşıyor, karşı karşıya gelir. Bu noktada halkı karşısına alarak, halka rağmen hükümet etmek demokrasiyi zorlamak, temsili demokrasiye aykırı davranmaktır. CTP, benzer paketi uygulamak istemedi seçimi gitti. UBP umut vererek geldi, söyledikleriyle yapmaya çalıştıkları buluşmuyor. Bu durumda halkın verdiği yetki sonlanmıştır. Yapılacak tek şey hızla erkene seçime gitmek ve halka ekonomik olarak ne yapılacağı açık açık söylenerek oy talep etmektir.
Bu tavırda ısrar hiç hoş olamyacak gelişmelere davetiye çıkarmaktır.
Halkın gelinen noktadan sonra bu hükümete güveni kalmaması çok doğaldır. Başbakan İrsen Küçük, “Emekli ikramiyesinden vergi alınmayacak” diyor. Kim inanır. 8 Haziran 2010’da emeklilere, ““Devlete uzun yıllarını vermiş belli bir yaşa gelmiş emeklilerin konusunu gündeme getirip tartıştırmak bize yaraşmaz. Kamu çalışanlarının emekli olduktan sonra maaşlarında büyük düşüş olması nedeniyle vergi alınmıyor. Bunu kamuoyunun bilmesinde yarar var. Hükümetim döneminde, emeklilerin ne maaşlarından ne de ikramiyelerinden kesinti yapılması gündemimizde bulunmuyor. Sizler rahat olun, dileğimiz sağlıklı, uzun yaşamanızdır” diyen aynı başbakan değil miydi?
... Bu satırları siyasete ciddiyet gelmesi, sözlerin senet gibi geçerli olması için yazıyorum.
Günün sözü:
Sözünü tutmayın, hiç bir sözünün değeri yoktur