50 bin şahıs vefat etti , bir bir siyasetçi bile içeri girmedi

A- A+

50 bin şahıs vefat etti , bir bir siyasetçi bile içeri girmedi

17 Ağustos Büyük Depremi’nde devlete göre 17 bin, millete göre 50 bin şahıs öldü. 50 bin şahıs öldü ve bugüne kadar benim bildiğim bir bir politika çi bile içeri girmedi. Siyasetçi derken öyle cumhurbaşkanı, başbakan, bakan filan da yok aklımda doğrusu. O kadar ileri gitmeyelim fakat bir belediye başkanı, belediye meclisi üyesi, encümen üyesi bile içeri girmedi. Halbuki 50 bin kişiyi pisi pisine kaybettikten akabinde “deprem değil, hukuka uygun olmayan çürük yapılar ve beton insan öldürür” demeyi pek de güzel öğrenmiştik.

Bu ülkede artık aklına esen, aklına estiği yerde, aklına estiği gibi bina yapamıyor. En azından vaziyet kağıt üzerinde böyle. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, binaların hangi esaslara göre yapılması gerektiğine ait kodları yazıyor. Belediyeler bu kodlara uygun iş yapılmasını sağlamak için ruhsatlar verip bayındırlık planı onaylıyorlar. Ben bütün bunlara bakıyorum ve sonunda şunu görüyorum: Belediyeler düzeyinde inşaat işlerine ait hukuksuzluk olmasa, 17 Ağustos’ta 50 bin şahıs ölmezdi. Yapı ve inşaat işlerindeki hukuksuz uygulamalar daha önceden yargı önüne çıkarılıp sorumluları şahsen cezalandırılmış olsaydı, 17 Ağustos’ta 50 bin şahıs ölmezdi. 17 Ağustos 1999’da 50 bin şahıs öldü ve bir bir politika çi bile yargı müeyyidesi almadı. 17 Ağustos 1999’a giden süreçte görev yapan tüm belediyeciler müteselsil sorumluydu oysa .

Neden?

Vatan gazetesinin haberine göre, 17 Ağustos Büyük Depremi’nden akabinde tutukluevine (cezaevi) yalnızca bir şahıs girdi ve çıktı. Dikkatinizi çekeyim: 50 bin cana karşılık bir bir şahıs . Esasen 6300’e yakın şahıs için tahkikat başlatılmıştı. Bazıları aftan döndü, diğerleri için dava açılmadı. Sonuçta aynı şirketten iki şahıs mahkemede yargılandı. Yalova’daki binalar için Veli Göçer ve bir çalışanı tutukluevine (cezaevi) girdi. Veli Göçer 7,5 sene yattı çıktı. Şirketinin çalışanı ise esasen hastaydı, zindanda öldü. 50 bin şahıs öldü ve bir bir politika çi bile içeriye girmedi. Değil politika çilerin içeriye girmesini, depremlerin bu kadar çok can almasının esas nedeninin politika çinin hukuksuzluğu seçmesi olduğunu bile uzun uzun tartışmadık biz. Halbuki bu boyutta bir çürük yapılaşma hadisesinin, içine politika çi karışmadan olabilmesi mümkün değildi.

Ben bir süredir hak sistemi ne sebepten bu tür hadiselerde sorumluların üzerine gitmekte yetersiz kalıyor, yavaş davranıyor diye düşünüyorum. Doğrusu ya, anlamaya çalışıyorum. Peki, bu yalnızca bize özgü mü? Hayır.

2008’de dünyada finansal kriz oldu. Finansal kriz ne sebepten oldu? Bankalar, riski yeterince bilinmeyen bazı yeni enstrümanları sokaktaki tasarruf sahibine sattılar. Şehir şebeke suyuna kanalizasyon suyunu karıştırdılar. Kimse şehir şebeke suyunu kullanamaz oldu. Finansal sistem devreden çıkınca, reel kesim sürat ile daraldı. Dünyanın her tarafında milyonlarca şahıs işsiz kaldı. Ne oldu? Bankalar bir dizi hukuksuzluk yaptılar, Başkan Bush dahil zamanın siyasi sorumluları buna seyirci kaldı. Hatta politika çiler Federal Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu (SEC)’in denetim imkanlarını sınırlandırıp şehir şebeke suyunun bulandırılmasına çanak tuttular. Ne oldu? Milyonlarca şahıs işsiz kaldı. Yoksullaştı. Peki, bugüne kadar kaç Federal Amerikan politika çisi içeri girdi? Hiç. Peki, bugüne kadar kaç bankacı içeri girdi? Bir tane. Aynı Türkiye gibi, milyonlar işsiz kaldı, yoksulluğa düştü, çocukların eğitim imkanları ellerinden alındı, gelecekleri çalındı ve bugüne kadar bir bir bankacı müeyyide aldı.

The Atlantic dergisinden William Cohan’ın yazısına göre, 49 finansal müessese 2009 yılından bu yana müeyyide ve mahkeme anlaşmalarıyla 190 milyar dolar tutarında ödeme yaptılar.

Bankalar, 2008 krizine giden dönemde hukuksuzluk yaptıklarını kabul ettiler, cezayı ödemeye razı oldular fakat hiçbir banka yöneticisi şahsen müeyyide görmedi. Bir şahıs hariç. Credit Suisse portföy yöneticilerinden Kareem Serageldin, portföyündeki ipotekli tahvillerin değerlerini olduğundan daha yüksek gösterdiği, portföyün değerini bu yolla şişirdiği için 30 ay hapse mahkum oldu. Başka şahsına ait müeyyide gören olmadı. Bankaların ödemeye razı olduğu cezalar hep hissedarlardan çıktı. Banka yöneticileri ise müeyyide almadı. ABD ile Türkiye arasındaki ayrım şurada: Orada hukuksuzluklar bir bir belirlendi. Ama cezayı kuruluş olarak bankalar üstlendi. Şahsi sorumluluk pek sınırlı kaldı.

Peki, Federal Amerikan Adalet Bakanlığı ne sebepten 2008 krizi ertesi bankalara yüklenmedi? Eski Adalet Bakanı Eric Holder’e atfen isimlendirilen Holder doktrini bunu engelledi. Nedir Holder doktrini? Bankalara karşı davalar açmanın şirketler kesiminde dengesizlik ve batmalar aracıyla ek hasara yol açabileceğini hiç unutmamak gerekmekde olduğunu söyleyen bir prensiptir. Bir nevi “aman ha, esasen ekonomiyle başımız dertte, bir de dava açıp hasarı büyütmeyelim” yaklaşımı. Neyi engelliyor? Hukuksuzluğa yol aç lahza şahsına ait sorumlulukları elbette.

17 Ağustos’ta 50 bin şahıs öldü ve bir bir politika çi bile içeri girmedi. 2008 senesinde bankalar yüzünden milyonlarca şahıs işsiz kaldı, çocukların geleceği karardı ve bir bir politika çi bile içeri girmedi. Halbuki bu kadar büyük bir çürüme ancak siyasetin doğrudan desteği ile mümkün olabildi.

Geçen gün, bir grup AKP- AK Parti Başkent Ankara milletvekilinin Başkent Ankara 5. Yönetim Mahkemesi’nin Başkent Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kabul ettiği Atatürk Orman Çiftliği İmar Planlarını hukuksuz bularak iptal etmesine karşı düzenlediği basın toplantısını dinlerken ben işte bunları düşündüm. Şu anda ortada bir hukuksuzluk varsa, hukuksuzluğu savunmanın vatandaşın vekillerine kalmasına doğrusu üzüldüm. Bu bayındırlık planında bulunan Başkent Ankara Bulvarı artık yapıldı. Şu anda ne olacak? Bence sorumluların, arka döndürülemez hasar göz önünde bulundurularak mahkeme önüne çıkmaları, aldıkları kararlardan şahsen mesul tutulmaları ve cezalandırılmaları üzerine düşünmemiz gerek .

Ben bu Atatürk Orman Çiftliği bayındırlık planı işinin içinden, “ esasen it iti ısırmaz” ya da “balık baştan kokarmış” diyerek, alışageldiğimiz toplumsal boşvermişliğimizin bir örneğini daha sergileyerek çıkmamamız gerekmekde olduğunu düşünüyorum doğrusu. 17 Ağustos’ta yaşamını kaybeden 50 bin kişiye en azından böyle bir borcumuz var bana sorarsanız. 

 

50 bin şahıs vefat etti , bir bir siyasetçi bile içeri girmedi Kaynak: radikal
Benzer haberler

Gazete Manşetleri
Videolar
Puan Durumu
#TakımOP
1. Fenerbahçe 34 74
2. Galatasaray 34 65
3. Beşiktaş 34 62
4. Sivasspor 33 53
5. Trabzonspor 33 50
6. Kasımpaşa 33 48
7. Karabükspor 33 47
8. Bursaspor 34 46
9. Gençlerbirliği 34 45
10. Akhisar Bld. 33 44
11. Torku Konyaspor 34 42
12. Çaykur Rizespor 34 42
13. Eskişehirspor 34 42
14. Kayseri Erciyesspor 34 37
15. Gaziantepspor 34 37
16. Elazığspor 34 34
17. MP Antalyaspor 33 31
18. Kayserispor 34 29