|
|
| Papulyas: Avrupalılar, er ya da geç Kıbrıs ile ilgilenecekler |
(31.07.2007 - AHA)
III. Makarios’un 33. ölüm yıldönümü dolayısıyla Rum yönetimi tarafından düzenlenen etkinliklere katılmak üzere Güney Kıbrıs’a gelen Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğinin Kıbrıs sorununa ilişkin dinamiği değiştirdiğini söyleyerek, “Avrupalı ortaklarımız er ya da geç Kıbrıs sorunuyla ilgilenmek zorundadırlar. Avrupa toprağının bir bölümünde işgal vardır, bunu hatırlatmamız gerekir” dedi.
Fileleftheros; “Baskısız Çözüm - Papulyas Fileleftheros’a: Avrupa Toprağındaki İşgali Hatırlatalım” başlığıyla manşete çektiği haberinde, Karolos Papulyas’ın yukarıdaki görüşlerini, Yunanistan’da ve Güney Kıbrıs’ta ilk kez bu gazeteye verdiği mülakatta ortaya koyduğuna dikkat çekti.
Gazete, Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas’ın Fileleftheros’a verdiği mülakatta, Kıbrıs sorunu, Türkiye-Avrupa ilişkileri ve Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili çok muhataplı mesajlar verdiğine ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün içeriğine ilişkin görüşünü ortaya koyduğuna işaret etti.
Gazeteye göre Papulyas, “Korku, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulmaya kötü bir danışmandır. Kıbrıs Helenizmi; geleceğine, baskıcı şekilde karar vermeme hakkına sahiptir. İşgal askerinin varlığı ve müdahale hakkı uluslararası meşruiyete ve Avrupa ortak mantığına uygun değildir” dedi.
Karolos Papulyas’ın; Yunanistan hükümetinin, Türkiye’de gerçekleştirilen seçimlerden çıkan sonuca ilişkin değerlendirmesini paylaşmıyor göründüğünü kaydeden gazete, (Papulyas’ın) ortaya koyduğu görüşlerden; Erdoğan Hükümeti’ne o kadar da yatırım yapmadığının ortaya çıktığı ve “Türkiye’nin dış politikasının büyük ölçüde askeri kurulu-düzenden etkilendiği” iddiasında bulunarak, Türkiye örneğinde öngörülerin güvensiz olduğu görüşünü ortaya koyduğunu yazdı.
Kıbrıs sorunu çözülmeden, Türk-Yunan ilişkilerinin tam bir normalleşmeye gitmesinin söz konusu olmadığını söyleyen Papulyas’ın, “Kıbrıs’ın bu travması, Atina ve Lefkoşa’nın ayrılmaz şekilde birlikte gitmesi konusunda belirleyicidir” dediğini belirten gazete, söyleşiyi şöyle aktardı:
Soru: Bu, Yunanistan Cumhurbaşkanı kimliğinizle Kıbrıs’a gerçekleştirdiğiniz ikinci ziyaretiniz olacak.
Yanıt: Ada’ya yeniden gelmem için bahaneler olmasını diliyorum. Cumhurbaşkanlığı görevimi devraldıktan sonra Kıbrıs, sınırların ötesindeki birinci gidiş yerim oldu ve bu tercih tesadüf değildi. Politika ve diplomasiye katkısının değerinin ne kadar olduğunu bilmiyorum, ancak Kıbrıs Helenizmi’nin trajedisini unutmadığını her fırsatta hatırlatmanın Yunan politikasının ve siyasi liderliğinin borcu olduğunu düşünüyorum.
Soru: İşgalle birlikte devam eden bir trajedi. Türkiye’deki yeni hükümet oluşumuyla birlikte Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ciddi bir olasılık olacağı konusunda iyimser misiniz?
Yanıt: Kıbrıs sorununun çözülmesi için Türkiye’nin, uluslararası hukuka ve Avrupa gerçeğine saygı göstermeyi kabul etmesi gerekir. İşgal ordusunun varlığı ve müdahale hakkı uluslararası meşruiyete ve Avrupa ortak mantığına uygun değildir. Türkiye’nin, dış politikasının temel ilkelerini gözden geçirmeyi kabul etmesi için ağır baskı görmesi, yani; taksim felsefesinde bir çözüm dayatma çabasında yalnız kalması gerekir.
Soru: Açıkça Annan Planı’ndan söz ediyorsunuz...
Yanıt: Annan Planı’na atıfta bulunmamızın bir manası yok. Kıbrıslı Rumların ezici çoğunluğu tarafından reddedildi. Bundan sonra bulunacak çözüm; uluslararası hukuk kurallarına ve Güvenlik Konseyi kararlarına dayanan bir çözümden başkası olamaz. Kıbrıs’ın AB üyeliği; Avrupalı ortaklarımızın er veya geç ilgilenmek mecburiyetinde oldukları Kıbrıs sorunuyla ilgili dinamiği değiştirdi. Avrupa toprağının bir bölümünde işgal vardır ve bunu hatırlatmalıyız.
Soru: Çok yakında çözüm bulunmaması halinde taksimin kesinleşebileceği, yani sahte devletin tanınabileceği endişesi pek çok çevreden dile getiriliyor. Bu korkuları paylaşıyor musunuz?
Yanıt: İşgal rejiminin statüsünün yükseltilmesi, Türkiye’nin 1983’ten beri istikrarla istediği bir şeydir. Korku, Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir çözüm bulunmasına kötü danışmandır. Kıbrıs Helenizm’i işgale 33 yıl dayandı; geleceğine, baskıcı şekilde karar vermeme hakkına sahiptir.
Soru: Şubat 2008’de yapılacak başkanlık seçimlerinden çıkacak sonucun milli davanın sürecini etkileyeceğine inanıyor musunuz?
Yanıt: Kıbrıs’ın davası milli risk almadır. Ben, burada siyasi düzenin; kişisel veya partisel istek ve stratejilerden tamamen bağımsız olarak Ada’nın derin yarasını göğüsleyecek kadar olgunlaştığına inanıyorum. Bu, Kıbrıs Helenizmi’nin topyekün talebidir de, siz öyle görmüyor musunuz?
Soru: Yunan hükümeti, Erdoğan Hükümeti’ne çok yatırım yapıyor görünüyor, ya siz?
Yanıt: 12 yıl Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yaptım ve Türkiye’nin 12 Dışişleri Bakanı ile tanışma ve görüşme fırsatı buldum. Deneyimim; Türkiye’nin dış politikasının büyük ölçüde askeri kurulu-düzenden etkilendiğidir ve bu nedenle etkileyici sürekliliği var, ancak bu talihsiz yanlışlar anlamına gelmez. Erdoğan Hükümeti, ‘derin devletin’ rehineliğinden kurtulma cazibesiyle uğraşıyor ve seçim sonuçları Türk Başbakan’a; bu yolda ilerlemesi için ihtiyaç duyduğu halk meşruiyetini veriyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nin meclise dönmesi ile cereyan ettiği üzere milliyetçiliğin yükselmesi iyiye alamet değildir. Öte yandan Kürt milletvekillerinin mevcudiyetinin özellikle önemi vardır, çünkü Kürt meselesi patlama boyutlarına geldi. Dolayısıyla; Türkiye’de bir iç devrim/ihtilal zamanının gelip gelmediğini zaman gösterecek.
Soru: Size göre, bu devrim/ihtilalin gerçekleşmesi olanakları var mı?
Yanıt: Türkiye’de cereyan eden uzun seçim propagandası sırasında da görüldüğü üzere, Ege’nin karşı tarafındaki kadar kendine özgü bir gerçek ve bir kompozisyon söz konusu olduğunda öngörüler yanlış olur. Türkiye ayrım noktasında bulunuyor: Avrupa yolunda yürümek istiyor, ancak bunu yapabilmesi için çelişkilerini çözmesi lazım. Bir Avrupa ülkesinde darbe tehlikesi veya tehdidi olamaz. Bir Avrupa ülkesinde halkın seçtikleri hükümet eder. Türkiye’nin Avrupalılaşması yolu çok uzundur. Kendisini ilgiyle izliyoruz ve (bu yola) devam etmesini umuyoruz.
Soru: Kıbrıs’ın AB üyeliğine rağmen, gümrük birliği halen genişletilmedi ve tanınmanın sözü bile edilmiyor. Acaba Yunan ve Kıbrıs diplomasileri yeterince talepkar olmadı mı?
Yanıt: İcraatlar ve taktiklerle ilgili eleştiri yaptığımızda, Atina ve Lefkoşa’nın karşılarında yalnız Ankara olmadığını, kendisini destekleyen güçlü müttefikleri de olduğunu unutmamalıyız. Kıbrıs’ın haklarının ileri götürülmesi konusunda hiçbir şey asla kolay olmadı. Yunanistan ve Kıbrıs’ın ruh birliği ve kararlılık içerisinde sürekli savaş vermesi gerekiyor.
Soru: Ruh birliği her zaman var mı? Zaman zaman, Yunan siyasi liderliğinin Kıbrıs’ın tavrından; özellikle de ipleri gerdiğinde, rahatsızlık duyduğu izlenimine kapılıyoruz.
Yanıt: Kesin şekilde bilerek size söyleyebileceğim; Kıbrıs sorunu çözülmeden Türk-Yunan ilişkilerinin tam normalleşmeye yönelmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla Kıbrıs sorunu travması, Yunan dış politikasına da özel bir ağırlık veriyor. Bu olgu, Atina-Lefkoşa kesintisiz birlikte gidişinde belirleyici oldu ve olmaya devam ediyor. Ne başka yol ne de başka yöntem var.
|
|
|
|